<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Mnazim.com - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.mnazim.com/</link>
		<description><![CDATA[Mnazim.com - http://www.mnazim.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 07:52:32 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[MESUD BARZANİ’ NİN TARİHÎ MİSYONU]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-mesud-barzani%E2%80%99-nin-tarih%C3%AE-misyonu-1122.html</link>
			<pubDate>Sun, 22 Apr 2012 18:19:30 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-mesud-barzani%E2%80%99-nin-tarih%C3%AE-misyonu-1122.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #000080;">MESUD BARZANİ’ NİN TARİHÎ MİSYONU<br />
<br />
Bölgemizdeki gelişmeler, yeni ve tarihi bir aşamaya gelmiş görünüyor. Bu gelişmelerin, bölgenin tüm sorunlarına ve özellikle Kürt sorununa köklü bir çözüm getirmesi, doğru partner olabilecek liderlerin, rollerini en doğru şekilde oynamalarına bağlıdır. Bu durum, bölge liderlerine büyük sorumluluklar yüklüyor. Bölgedeki her bir lider, kendi idari bölgelerinde; ya toplumların huzuru için bölge barışını sağlayacak demokratik açılımlara katkı sunup, doğru roller üstelenerek saygın bir yer edinecekler; ya da önlerine gelen tarihi fırsatları hoyratça tepip, bölgede gelişecek olası kanlı kötülüklerin müsebbiplerinden biri olarak, tarihte kötü yerlerini alacaklardır.<br />
<br />
Federal Irak’ta kötü gelişmeler oluyor; başbakanları Maliki, Saddam Hüseyin diktatörlüğünün facialarından ders almamışa benziyor ve neredeyse tüm önemli erkleri şahsında toplayarak, anayasa gereği iktidarın kimi erklerini diğer güçlerle paylaşmak yerine, onları, tek başına üstlenerek, diktatörleşmeğe, giderek Saddam gibi olmaya hevesleniyor!.. <br />
<br />
Maliki, Kürtlerin anayasal haklarını yok sayarak, onları dışlayıcı bir yaklaşım gafletine düşüp, adeta ateşle oynuyor. Kerkük, Şengal ve Musul başta olmak üzere, dışarıda bırakılmış Kürt bölgelerinin durumuna çözüm üretecek anayasall 140. maddeyi yıllardır savsaklıyor. Kendi anayasalarının gereklerini bile yerine getirmek istemiyorlar. Bu durum, Federal Kürdistan halklarının sabrını taşırmak üzeredir ve adeta bağımsız bir “Kürdistan”ın kurulmasını farz kılıyor ki, Kürt liderlerden, bunun sinyali verilmeğe başlanmıştır bile.  <br />
<br />
Oysa, Federal Irak Başbakanı Maliki’nin öngöremediği bir durum vardır ki; Kürtler, bağımsızlıklarını ilan etseler bile geriye kalan Irak’ın da tek parça olarak kalamayacağı ve en azından ikiye bölüneceği gerçeğidir; Şii ve Sünni olarak!.. <br />
<br />
Kek Mesud Barzani, bir tarihi misyonu omuzlamıştır ve o, bölgedeki hiçbir çözüm, onsuz tam olamayacak kadar, vazgeçilmez bir partnerdir. Irak’ı şu ana kadar tek parça olarak bir arada tutan da bizatihi kendisidir. Arap cephesindeki gerek Sünni ve gerekse Şii tarafı aylarca bir araya gelip uzlaşamıyorlardı ve bir türlü hükümetlerini kuramıyorlardı. Onları bir araya getiren ve onları uzlaştıran formülleri üreten bizatihi Kek Mesud Barzani’ydi. <br />
<br />
O, bir Kürt lideri olarak, uzlaşamayan Irak Araplarının çelişkilerinden çıkar ummadan, onları birbirine daha fazla düşürmek yerine, onları bir araya getirebilmek ve onları uzlaştırmak için büyük bir efor sarf etti ve aralarında adeta mekik dokuyarak çözüm üreten, onlara hükümet kurdurtan büyük bir diplomat, büyük bir devlet adamı olduğunu gösterdi. O, kendisinin, hem Kürdistanî ve hem de Irakî olduğunu ispatladı.<br />
<br />
Mesud Barzani, dört parçada yaşayan Kürtlerin ve diyasporadaki tüm Kürtlerin sorunlarını gözeterek ve düşünerek konuşabilen, çözüm üretmek için tüm demokratik ve diplomatik kanalları kullanmayı şiar edinebilen; tutumu onurlu, duruşu vakur, ender bir Kürt lideri olduğunu ispatlamıştır. O, yalnız Kürtlerin çıkarını tek düşünmüyor, Kürtlere olan komşu diğer halkların tümünün çıkar ve onurunu gözeterek davranıyor.  Onun için dört parçadaki Kürtler, Mesud Barazani’ yi sevip sayarlar ve onun bu özgün duruşunu önemsiyorlar. Çünkü o, savaş dilini değil, barış dilini; o kargaşa ve kavgayı değil, çözüm ve barışı savunuyor. O, bölgede gittikçe güven verici bir saygınlık kazanıyor. Sözlerinde duran ve doğru çizgisinde istikrarlı yürüyen bir liderdir o.<br />
<br />
Büyük Ortadoğu Projesinde, vazgeçilmez bir partner olmayı başaran Mesud Barzani, Federal Irak’ın varlığının ve bütünlüğünün de bir garantisidir ve o, Kürt sorununun, dört parçada barışçıl ve demokratik yollarla çözülebilmesi yolunda ağırlığı olan çok önemli bir misyona sahiptir. <br />
Mesud Barzani, Suriye’ deki Kürtlerin sorunlarına da lakayt kalmadı ve onlara açık desteğini deklare etti.<br />
<br />
ABD Başkanı Obama, onun bu durumunu öngördüğü için onu Washington’ a davet etti ve onun devlet adamı çapını ve ağırlığını iyi bildikleri için onu bir devlet başkanı gibi ağırladılar ve ona göre değer verdiler ona. <br />
<br />
Onun için Türkiye Hükümeti ve PKK, bu tarihi fırsatı ve önemli misyonu kendileri için de bir nimet gibi görmeliler; çözüm yolunda, mutlaka Kek Mesud Barzani’nin bu misyonundan yararlanmalıdırlar.<br />
<br />
Türkiye Hükümeti, artık onun bu misyon gücünün fakına varmış olmalıdır ki, tıpkı ABD‘de olduğu gibi, onu, en üst seviyede ağırladılar ve onunla en kritik sorunlar üzerinde istişare edip, çözüm yolunda belli bir seviyeye ulaştılar. Görüşme sonrasındaki demeçleri de çok önemli ve umut verici olmuştur.<br />
<br />
Mesud Barzani’yi anlamak istemeyenler de vardır elbette. Bunu onların demeçlerinden anlamak mümkündür. Örneğin;<br />
<br />
Irak Başbakanı Nuri Maliki, onu dinlemiyor ve Federal Irak’ta diktatör olmak istiyor; ama unutuyor ki, o, Mesud Barzani’ inin aylarca süren diplomasi trafiği sayesinde Başbakan olabilmiştir ve o olmasaydı, kendisi başbakan da olamazdı ve belki bir iç savaşta öldürülmüştü bile.<br />
<br />
Nuri Maliki’nin bir talihsiz demeci de, Mesud Barzani’nin diplomatik misyonundan korkarak ve onun üzerinden Türkiye Hükümetini de suçlamasıdır. Nuri Maliki’ in "Sayın Erdoğan'ın son açıklamaları Irak'ın içişlerine müdahale etme yönündeki eğilimine yeni bir dönüştür.” demesi ve Türkiye’yi düşman yolunda olmakla suçlaması, bir öngörüsüzlüktür.<br />
<br />
Maliki, unutmasın ki, bölgedeki her sorunun bir iç ve bir dış cephesi vardır. Tek başına, iç mesele olamayacak kadar önemli sorunlar vardır bölgede; örneğin, Kürt sorunu, insan hakları, demokrasi ve çevre sorunları, vb. gibi… Maliki için, ABD’ in Irak’taki varlığı veya Irak’a müdahalesi de bir iç sorun sayılıyor muydu?<br />
<br />
Diktatörlükler ve halk katliamları da ülke içi bir sorun olmaktan çıkmış ve bir dünya sorunu haline gelmiştir; yani aynı zamanda bu bir dış sorundur. Arap baharı ve Suriye katliamları da bir iç sorun sayılamaz. Bir insanlık suçu olan, Suriye’ deki vahşete karşın, onların iç sorunudur, diyerek, hiçbir demokratik ülke veya insanî kuruluş, olanlara lakayt kalabilir mi? Orada Kürt halkının hakları ayaklar altındadır. Statüleri olmadığı gibi, önemli bir kısmının kimlikleri bile yoktur. Çoğunlukta olan Sünniler de, sadece Esed ailesi diktatörlüğünün vesayeti altında kendilerini yönetmekten mahrum bırakılmıştır.    <br />
<br />
Murat Karayılan’nin, Mesud Barzani’ye, “PKK tasfiyesi sürecine katkı verme” diye seslenmesi de manidardır. Onlar, bir zamanlar PKK’ yi tasfiye etmediler mi; niye yeniden kurdular acaba? Ya da demokratik çözümde uzlaşılırsa, kendileri yeniden PKK’ yi tasfiye etmeyecekler midir? Oysa Mesud Barzani, çağrılarında hep makul davranıyor; hiç kimsenin onurunu rencide etmeden gayet diplomatik konuşuyor. O, çok önemli bir politikacı ve çok etkili bir diplomattır artık.<br />
<br />
Keza BDP Eşbaşkanı Demirtaş’ ın demeçlerine de bir anlam veremedim; Barzani’nin, Türkiye ve ABD tarafından “Kürtlerin ortak lideri” haline getirilmeye çalışıldığını ve “Onun üzerinden bütün Kürtler ile ilişki kurmak istiyorlar, demişti. Bu bir kıskançlık sendromu mudur? Ya da, bu kötü bir şey midir? Neden endişe ediliyor ki? Hem, hiçbir demeç veya tavrında M. Barzani, kendini tüm Kürtlerin “ortak lideri” olarak sunmadı ve hiç böyle bir imâda da bulunmadı. Ama o, sürekli doğru olan bir şey yapıyor; bütün Kürtlerin derdini kendisine dert ediniyor ki, bu da bir Kürt liderinin yapması gereken en doğal ve en doğru duruştur. Bu demeçlerinden sonra Demirtaş’ ın, yine de gidip Mesud Barzani ile görüşmesi bir çelişki olsa da, önemli ve gerekliydi.<br />
<br />
PKK de, BDP de, Mesud Barzani’yi ve onun, çözüm yolunda oynadığı ve oynayabileceği bu tarihi rolü doğru okumalı ve gerçekten onu önemsemelidirler.  Onun yaptığı diplomasi sonucunda, Başbakan Erdoğan’ın Katar’da; “PKK silah bırakırsa operasyonlar durur” demesini de doğru okumalı ve önemsenmelidir. Çünkü bu söylem, çok yenidir ve çok ileri seviyede bir gelişmedir. Bu bağlamda PKK, Kek Mesud Barzani’ nin bu çağrısını fırsat görüp, olumlu bir mantık içinde doğru değerlendirebilmelidir.<br />
<br />
Sonuç olarak, bölgede ağırlığı olan her lider, konuşma ve demeçlerine gayet dikkat etmelidir ve bölgenin nazik sorunları karşısında sorumlu davranmalıdır. Savaş dilini terk edip, yerine daha diplomatik ve barışçıl bir dil kullanmalıdır. Silahlar susup, operasyonlar durmalıdır. Şimdi barış ve kardeşlik yolunda barışçıl bir çözüm zamanıdır; bunun için bütün diplomatik yollar denenip, demokratik kanallar sonuna kadar açılmalıdır.<br />
<br />
Halkları özgür bırakırsanız, onlar, diyalogların en güzelini de yaparlar ve çözümün en doğrusunu uygulamasını da bilirler. Halklar kardeştir; onlar, eşit, özgür ve huzur içinde bir arada yaşamasını da bilirler. Her şey insan odaklı ve insanlık için olmalıdır.<br />
<br />
Selam ve sevgiyle kalın.<br />
<br />
M.Nazım Güler<br />
info@mnazim.com<br />
<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #000080;">MESUD BARZANİ’ NİN TARİHÎ MİSYONU<br />
<br />
Bölgemizdeki gelişmeler, yeni ve tarihi bir aşamaya gelmiş görünüyor. Bu gelişmelerin, bölgenin tüm sorunlarına ve özellikle Kürt sorununa köklü bir çözüm getirmesi, doğru partner olabilecek liderlerin, rollerini en doğru şekilde oynamalarına bağlıdır. Bu durum, bölge liderlerine büyük sorumluluklar yüklüyor. Bölgedeki her bir lider, kendi idari bölgelerinde; ya toplumların huzuru için bölge barışını sağlayacak demokratik açılımlara katkı sunup, doğru roller üstelenerek saygın bir yer edinecekler; ya da önlerine gelen tarihi fırsatları hoyratça tepip, bölgede gelişecek olası kanlı kötülüklerin müsebbiplerinden biri olarak, tarihte kötü yerlerini alacaklardır.<br />
<br />
Federal Irak’ta kötü gelişmeler oluyor; başbakanları Maliki, Saddam Hüseyin diktatörlüğünün facialarından ders almamışa benziyor ve neredeyse tüm önemli erkleri şahsında toplayarak, anayasa gereği iktidarın kimi erklerini diğer güçlerle paylaşmak yerine, onları, tek başına üstlenerek, diktatörleşmeğe, giderek Saddam gibi olmaya hevesleniyor!.. <br />
<br />
Maliki, Kürtlerin anayasal haklarını yok sayarak, onları dışlayıcı bir yaklaşım gafletine düşüp, adeta ateşle oynuyor. Kerkük, Şengal ve Musul başta olmak üzere, dışarıda bırakılmış Kürt bölgelerinin durumuna çözüm üretecek anayasall 140. maddeyi yıllardır savsaklıyor. Kendi anayasalarının gereklerini bile yerine getirmek istemiyorlar. Bu durum, Federal Kürdistan halklarının sabrını taşırmak üzeredir ve adeta bağımsız bir “Kürdistan”ın kurulmasını farz kılıyor ki, Kürt liderlerden, bunun sinyali verilmeğe başlanmıştır bile.  <br />
<br />
Oysa, Federal Irak Başbakanı Maliki’nin öngöremediği bir durum vardır ki; Kürtler, bağımsızlıklarını ilan etseler bile geriye kalan Irak’ın da tek parça olarak kalamayacağı ve en azından ikiye bölüneceği gerçeğidir; Şii ve Sünni olarak!.. <br />
<br />
Kek Mesud Barzani, bir tarihi misyonu omuzlamıştır ve o, bölgedeki hiçbir çözüm, onsuz tam olamayacak kadar, vazgeçilmez bir partnerdir. Irak’ı şu ana kadar tek parça olarak bir arada tutan da bizatihi kendisidir. Arap cephesindeki gerek Sünni ve gerekse Şii tarafı aylarca bir araya gelip uzlaşamıyorlardı ve bir türlü hükümetlerini kuramıyorlardı. Onları bir araya getiren ve onları uzlaştıran formülleri üreten bizatihi Kek Mesud Barzani’ydi. <br />
<br />
O, bir Kürt lideri olarak, uzlaşamayan Irak Araplarının çelişkilerinden çıkar ummadan, onları birbirine daha fazla düşürmek yerine, onları bir araya getirebilmek ve onları uzlaştırmak için büyük bir efor sarf etti ve aralarında adeta mekik dokuyarak çözüm üreten, onlara hükümet kurdurtan büyük bir diplomat, büyük bir devlet adamı olduğunu gösterdi. O, kendisinin, hem Kürdistanî ve hem de Irakî olduğunu ispatladı.<br />
<br />
Mesud Barzani, dört parçada yaşayan Kürtlerin ve diyasporadaki tüm Kürtlerin sorunlarını gözeterek ve düşünerek konuşabilen, çözüm üretmek için tüm demokratik ve diplomatik kanalları kullanmayı şiar edinebilen; tutumu onurlu, duruşu vakur, ender bir Kürt lideri olduğunu ispatlamıştır. O, yalnız Kürtlerin çıkarını tek düşünmüyor, Kürtlere olan komşu diğer halkların tümünün çıkar ve onurunu gözeterek davranıyor.  Onun için dört parçadaki Kürtler, Mesud Barazani’ yi sevip sayarlar ve onun bu özgün duruşunu önemsiyorlar. Çünkü o, savaş dilini değil, barış dilini; o kargaşa ve kavgayı değil, çözüm ve barışı savunuyor. O, bölgede gittikçe güven verici bir saygınlık kazanıyor. Sözlerinde duran ve doğru çizgisinde istikrarlı yürüyen bir liderdir o.<br />
<br />
Büyük Ortadoğu Projesinde, vazgeçilmez bir partner olmayı başaran Mesud Barzani, Federal Irak’ın varlığının ve bütünlüğünün de bir garantisidir ve o, Kürt sorununun, dört parçada barışçıl ve demokratik yollarla çözülebilmesi yolunda ağırlığı olan çok önemli bir misyona sahiptir. <br />
Mesud Barzani, Suriye’ deki Kürtlerin sorunlarına da lakayt kalmadı ve onlara açık desteğini deklare etti.<br />
<br />
ABD Başkanı Obama, onun bu durumunu öngördüğü için onu Washington’ a davet etti ve onun devlet adamı çapını ve ağırlığını iyi bildikleri için onu bir devlet başkanı gibi ağırladılar ve ona göre değer verdiler ona. <br />
<br />
Onun için Türkiye Hükümeti ve PKK, bu tarihi fırsatı ve önemli misyonu kendileri için de bir nimet gibi görmeliler; çözüm yolunda, mutlaka Kek Mesud Barzani’nin bu misyonundan yararlanmalıdırlar.<br />
<br />
Türkiye Hükümeti, artık onun bu misyon gücünün fakına varmış olmalıdır ki, tıpkı ABD‘de olduğu gibi, onu, en üst seviyede ağırladılar ve onunla en kritik sorunlar üzerinde istişare edip, çözüm yolunda belli bir seviyeye ulaştılar. Görüşme sonrasındaki demeçleri de çok önemli ve umut verici olmuştur.<br />
<br />
Mesud Barzani’yi anlamak istemeyenler de vardır elbette. Bunu onların demeçlerinden anlamak mümkündür. Örneğin;<br />
<br />
Irak Başbakanı Nuri Maliki, onu dinlemiyor ve Federal Irak’ta diktatör olmak istiyor; ama unutuyor ki, o, Mesud Barzani’ inin aylarca süren diplomasi trafiği sayesinde Başbakan olabilmiştir ve o olmasaydı, kendisi başbakan da olamazdı ve belki bir iç savaşta öldürülmüştü bile.<br />
<br />
Nuri Maliki’nin bir talihsiz demeci de, Mesud Barzani’nin diplomatik misyonundan korkarak ve onun üzerinden Türkiye Hükümetini de suçlamasıdır. Nuri Maliki’ in "Sayın Erdoğan'ın son açıklamaları Irak'ın içişlerine müdahale etme yönündeki eğilimine yeni bir dönüştür.” demesi ve Türkiye’yi düşman yolunda olmakla suçlaması, bir öngörüsüzlüktür.<br />
<br />
Maliki, unutmasın ki, bölgedeki her sorunun bir iç ve bir dış cephesi vardır. Tek başına, iç mesele olamayacak kadar önemli sorunlar vardır bölgede; örneğin, Kürt sorunu, insan hakları, demokrasi ve çevre sorunları, vb. gibi… Maliki için, ABD’ in Irak’taki varlığı veya Irak’a müdahalesi de bir iç sorun sayılıyor muydu?<br />
<br />
Diktatörlükler ve halk katliamları da ülke içi bir sorun olmaktan çıkmış ve bir dünya sorunu haline gelmiştir; yani aynı zamanda bu bir dış sorundur. Arap baharı ve Suriye katliamları da bir iç sorun sayılamaz. Bir insanlık suçu olan, Suriye’ deki vahşete karşın, onların iç sorunudur, diyerek, hiçbir demokratik ülke veya insanî kuruluş, olanlara lakayt kalabilir mi? Orada Kürt halkının hakları ayaklar altındadır. Statüleri olmadığı gibi, önemli bir kısmının kimlikleri bile yoktur. Çoğunlukta olan Sünniler de, sadece Esed ailesi diktatörlüğünün vesayeti altında kendilerini yönetmekten mahrum bırakılmıştır.    <br />
<br />
Murat Karayılan’nin, Mesud Barzani’ye, “PKK tasfiyesi sürecine katkı verme” diye seslenmesi de manidardır. Onlar, bir zamanlar PKK’ yi tasfiye etmediler mi; niye yeniden kurdular acaba? Ya da demokratik çözümde uzlaşılırsa, kendileri yeniden PKK’ yi tasfiye etmeyecekler midir? Oysa Mesud Barzani, çağrılarında hep makul davranıyor; hiç kimsenin onurunu rencide etmeden gayet diplomatik konuşuyor. O, çok önemli bir politikacı ve çok etkili bir diplomattır artık.<br />
<br />
Keza BDP Eşbaşkanı Demirtaş’ ın demeçlerine de bir anlam veremedim; Barzani’nin, Türkiye ve ABD tarafından “Kürtlerin ortak lideri” haline getirilmeye çalışıldığını ve “Onun üzerinden bütün Kürtler ile ilişki kurmak istiyorlar, demişti. Bu bir kıskançlık sendromu mudur? Ya da, bu kötü bir şey midir? Neden endişe ediliyor ki? Hem, hiçbir demeç veya tavrında M. Barzani, kendini tüm Kürtlerin “ortak lideri” olarak sunmadı ve hiç böyle bir imâda da bulunmadı. Ama o, sürekli doğru olan bir şey yapıyor; bütün Kürtlerin derdini kendisine dert ediniyor ki, bu da bir Kürt liderinin yapması gereken en doğal ve en doğru duruştur. Bu demeçlerinden sonra Demirtaş’ ın, yine de gidip Mesud Barzani ile görüşmesi bir çelişki olsa da, önemli ve gerekliydi.<br />
<br />
PKK de, BDP de, Mesud Barzani’yi ve onun, çözüm yolunda oynadığı ve oynayabileceği bu tarihi rolü doğru okumalı ve gerçekten onu önemsemelidirler.  Onun yaptığı diplomasi sonucunda, Başbakan Erdoğan’ın Katar’da; “PKK silah bırakırsa operasyonlar durur” demesini de doğru okumalı ve önemsenmelidir. Çünkü bu söylem, çok yenidir ve çok ileri seviyede bir gelişmedir. Bu bağlamda PKK, Kek Mesud Barzani’ nin bu çağrısını fırsat görüp, olumlu bir mantık içinde doğru değerlendirebilmelidir.<br />
<br />
Sonuç olarak, bölgede ağırlığı olan her lider, konuşma ve demeçlerine gayet dikkat etmelidir ve bölgenin nazik sorunları karşısında sorumlu davranmalıdır. Savaş dilini terk edip, yerine daha diplomatik ve barışçıl bir dil kullanmalıdır. Silahlar susup, operasyonlar durmalıdır. Şimdi barış ve kardeşlik yolunda barışçıl bir çözüm zamanıdır; bunun için bütün diplomatik yollar denenip, demokratik kanallar sonuna kadar açılmalıdır.<br />
<br />
Halkları özgür bırakırsanız, onlar, diyalogların en güzelini de yaparlar ve çözümün en doğrusunu uygulamasını da bilirler. Halklar kardeştir; onlar, eşit, özgür ve huzur içinde bir arada yaşamasını da bilirler. Her şey insan odaklı ve insanlık için olmalıdır.<br />
<br />
Selam ve sevgiyle kalın.<br />
<br />
M.Nazım Güler<br />
info@mnazim.com<br />
<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[“NETEKİM” İ ŞİMDİ YARGILAMAK!..]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-%E2%80%9Cnetekim%E2%80%9D-i-simdi-yargilamak-1116.html</link>
			<pubDate>Sat, 14 Apr 2012 15:00:47 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-%E2%80%9Cnetekim%E2%80%9D-i-simdi-yargilamak-1116.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000080;"><span style="font-weight: bold;">“NETEKİM” İ ŞİMDİ YARGILAMAK!..<br />
<br />
12 Eylül Faşizmini, çıkardığı (tüm değişikliklere rağmen) kendi anayasasıyla yargılamaya çalışmak nasıl bir sonuç verebilir? Yeni Anayasa’yı çıkarmak an meselesiyken, onları, alelacele mevcut yasalarla yargılamak ne derece güven verici olabilecektir? Darbe mağdurları, bu yargılama sürecinden memnun kalabilecekler midir?<br />
<br />
Otuz iki yıl bekleyenler, bir yıl daha da bekleyebilirlerdi; eğer Kenan Evren ölmeden, onun yargılanması erkene alınmak istenmişse, bilinmelidir ki, darbeci şahsın, onun mağdurları yanında zerre kadar bir anlamı ve önemi yoktur. Önemli olan, onun temsil ettiği ve halka silah zoruyla dayattığı faşist sisteminin yıkılmasıdır. Onun sistemini yıkmak ise, öncelikle onun anayasasını çöpe atacak “Yeni Anayasa”nın bir an önce yapılmasıyla olabilir ancak.<br />
<br />
Peki neden 5-10 yıl önce değil de, darbeciler, şimdi yargılanıyorlar veya neden sivil, demokratik bir “Yeni Anayasa” çıkarıldıktan sonra değil de, onları şimdi yargılıyorlar? 12 Eylül Faşizmini yargılamak, salt Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya gibi iki darbeci generalin yargılanmasıyla sınırlanamayacak kadar önemlidir. Yargılanması gerekenler, darbede görev almış tüm generallerin yanı sıra, albaylar, yarbaylar, daha nice küçük subaylar, sivil bürokratlar, gazeteciler, politikacılar, eğitimcilere kadar uzanacak, geniş yelpazeli bir sistemi kapsamalıdır.<br />
<br />
Garibime giden şey; sözüm ona, sisteme yönelmiş (Ergenekon, Balyoz, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, vb.) hiçbir yargılanma sonuçlanamadığı gibi, onları yargılama biçimi gittikçe sulandırılıyor. Yenilik adına, “açılım” bahanesiyle atılan hiçbir adım da, ne yazık ki tam olarak gerçekleşemedi. Sistemin derinindeki görece muhalif güçler, danışıklı dövüş sahnelerini sürdürürlerken, yüzeydeki sözüm ona, egemen güçler (hükümetler) de, hiçbir adımlarında ciddi ve istikrarlı duramamışlardır.<br />
<br />
Kenan Evren ve tayfasının yargılanması elbette çok önemlidir. Ancak zamanlanmasında bir kasıt yok mudur acaba, diye kuşkulanmamak elde değildir. Kürt sorununa çözüm sürecinin yavaşlatıldığı, demokratik açılımın, neredeyse bilerek tıkatıldığı ve bölge ülkelerinde, özellikle komşu Suriye’de kan gövdeyi götürüyorken ya da oraya bir askeri müdahale gündemdeyken; bunların yerine, Kenan Evren’in yargılanması, zamana ayarlı bir suni gündemi çağrıştırıyor gibi duruyor. Sanki birileri gündemi kasten ve bilerek saptırmak istiyormuş gibidir.. Bu yapmacık yargılamayla, birçok şey, gözümüzden kaçırılmak mı isteniyor acaba?<br />
<br />
Öncelikle gündem,  “Yeni” bir Anayasa olmalıydı ve bölgenin temel sorunu, “Kürt Sorunu”nun çözümü de bu “Yeni Anayasa” yla birlikte konuşulmalıydı veya bu sorun’un o anayasada nasıl yer edebileceği olmalıydı. Yani, bölge ülkelerine ve komşu ülkelere örnek bir referans olabilmek için, öncelikle, adalet, hukuk, insan hakları, barış, demokrasi vb. güzel hasletlerle kendimizi daha ileri düzeye götürmek gerekiyordu, diye düşünüyorum.<br />
<br />
Suriye ile ilgili Türkiye’nin tarafsız bir komşuluk pozisyonu ya da objektif bir duruşu yoktur. Orayla ilgili bir kaygısı varsa, sanki oradaki Kürtlerin de bir statü kazanması endişesindendir. Bölgede Kürtlerin kazanımları söz konusu olurken, Türkiye’nin panik atak bir politika sergilemesi; gösterdiği telaş ve heyecan, öfkesini ve kaygısını iyot gibi açığa çıkarıyor ve üzülerek söyleyeyim, adeta sırıtıyor.<br />
<br />
Oysa, Kürt sorunu, başkalarının da kaygısıdır; ABD, kendi genel çıkar programına göre, zamanı geldiğinde el atmak üzere bekletiyor bu sorunu. Peki Türkiye hükümeti,  neden kendi iç sorunu olan bir yaşamsal meseleyi böyle bekletebiliyor veya sorumsuzca erteleyebiliyor?!<br />
<br />
Görülen odur ki; hükümet, kendi ülkesinin başat sorunu olan Kürt sorununa yeterince duyarlı olamıyor ve aciliyet arzeden demokratik bir çözümü de sanki ciddiye alamıyor; bunun yerine, ABD’nin öncelikli çıkarına uygun gelen Suriye sorununu gündemine almayı daha uygun görüyor veya ona mahkûm olmuş gibi görünüyor.<br />
<br />
 Bilinmelidir ki, Suriye’ye karşı bir işgal, (tampon bölge vb. türden de olsa), oradaki sorunları kendi iç sorunu haline getirmekten öte Türkiye’ye bir artısı olmayacaktır. Yani, kendi iradesiyle demokratik yoldan Kürt sorununu çözmek yerine, ABD’nin çıkarına uyan (ancak belki çok daha kanlı olabilecek bir)süreçte partner olmayı önüne koymuş gibidir. <br />
<br />
Olası ABD planına uygun görece çözüm yoluyla; Irak’tan sonra, Suriye ve ardından İran halkası hedefleneceği öngörülüyor. Tabii ki, bu ülkelerin “Kürdistan” parçaları, birer Federal yapıda mı olacaktır; yoksa bağımsız bir devlet biçiminde mi şekillendirilecektir, bunu şimdiden kestirmek güçtür. Ancak, bunlar olduktan sonra, sıra Türkiye “Kürdistan”ına da gelecektir. “Kürdistan”ın dört parçasının birleştirilerek Türkiye ile federasyon yapma düşüncesi şimdilik, (T.Özal döneminde ortaya çıkan ABD planının tezahürü olarak) olası bir tahmin ise de, olası gelişmeler; etki-tepki reaksiyonları sonuncunda vaziyetler, bir “Bağımsız ve Birleşik Kürdistan” devletini ortaya çıkarabilir de.. Her şey, o zamanki dünya güç dengelerine ve büyük devletlerin çıkarına tekabül edecek verili duruma bağlı olacaktır.<br />
<br />
Doğru olan, Kürtlerle sorunu olan devletlerin, sorunu, kendi iç sorunları olarak görerek, en uç sınır bir ihtimalle, birer “federasyon” biçiminde de olsa, barışçıl ve demokratik yoldan yapılanarak; çözümü, dış güçlerin insafına bırakmadan ve kana- katliama gerek olmadan en uygun çözüm yoluna gitmeleridir. Halkların kardeşliği ve karşılıklı güvene dayalı eşit ve özgür olarak birlikte yaşamak, her halkın kendine olan özgüvenini artıracak, daha üretken ve daha mutlu olmalarını sağlayacaktır.<br />
<br />
Demokrasilerde çareler tükenmez; yeter ki, barışçıl ve demokratik yolda ısrarcı olalım ve niyetlerimizde ciddi olalım. Bu yoldaki diyaloglar geliştikçe, zaten doğallıkla arif olan halklar, uyum gösterebilecek ortak bir akılla, birlikte yaşamanın yollarını yakalayabileceklerdir.<br />
<br />
Tüm çabalar, eşit, özgür ve demokratik bir birliktelik için olması dileklerimle.<br />
<br />
Selam ve sevgiyle kalın.<br />
<br />
M.Nazım Güler<br />
info@mnazim.guler</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000080;"><span style="font-weight: bold;">“NETEKİM” İ ŞİMDİ YARGILAMAK!..<br />
<br />
12 Eylül Faşizmini, çıkardığı (tüm değişikliklere rağmen) kendi anayasasıyla yargılamaya çalışmak nasıl bir sonuç verebilir? Yeni Anayasa’yı çıkarmak an meselesiyken, onları, alelacele mevcut yasalarla yargılamak ne derece güven verici olabilecektir? Darbe mağdurları, bu yargılama sürecinden memnun kalabilecekler midir?<br />
<br />
Otuz iki yıl bekleyenler, bir yıl daha da bekleyebilirlerdi; eğer Kenan Evren ölmeden, onun yargılanması erkene alınmak istenmişse, bilinmelidir ki, darbeci şahsın, onun mağdurları yanında zerre kadar bir anlamı ve önemi yoktur. Önemli olan, onun temsil ettiği ve halka silah zoruyla dayattığı faşist sisteminin yıkılmasıdır. Onun sistemini yıkmak ise, öncelikle onun anayasasını çöpe atacak “Yeni Anayasa”nın bir an önce yapılmasıyla olabilir ancak.<br />
<br />
Peki neden 5-10 yıl önce değil de, darbeciler, şimdi yargılanıyorlar veya neden sivil, demokratik bir “Yeni Anayasa” çıkarıldıktan sonra değil de, onları şimdi yargılıyorlar? 12 Eylül Faşizmini yargılamak, salt Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya gibi iki darbeci generalin yargılanmasıyla sınırlanamayacak kadar önemlidir. Yargılanması gerekenler, darbede görev almış tüm generallerin yanı sıra, albaylar, yarbaylar, daha nice küçük subaylar, sivil bürokratlar, gazeteciler, politikacılar, eğitimcilere kadar uzanacak, geniş yelpazeli bir sistemi kapsamalıdır.<br />
<br />
Garibime giden şey; sözüm ona, sisteme yönelmiş (Ergenekon, Balyoz, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, vb.) hiçbir yargılanma sonuçlanamadığı gibi, onları yargılama biçimi gittikçe sulandırılıyor. Yenilik adına, “açılım” bahanesiyle atılan hiçbir adım da, ne yazık ki tam olarak gerçekleşemedi. Sistemin derinindeki görece muhalif güçler, danışıklı dövüş sahnelerini sürdürürlerken, yüzeydeki sözüm ona, egemen güçler (hükümetler) de, hiçbir adımlarında ciddi ve istikrarlı duramamışlardır.<br />
<br />
Kenan Evren ve tayfasının yargılanması elbette çok önemlidir. Ancak zamanlanmasında bir kasıt yok mudur acaba, diye kuşkulanmamak elde değildir. Kürt sorununa çözüm sürecinin yavaşlatıldığı, demokratik açılımın, neredeyse bilerek tıkatıldığı ve bölge ülkelerinde, özellikle komşu Suriye’de kan gövdeyi götürüyorken ya da oraya bir askeri müdahale gündemdeyken; bunların yerine, Kenan Evren’in yargılanması, zamana ayarlı bir suni gündemi çağrıştırıyor gibi duruyor. Sanki birileri gündemi kasten ve bilerek saptırmak istiyormuş gibidir.. Bu yapmacık yargılamayla, birçok şey, gözümüzden kaçırılmak mı isteniyor acaba?<br />
<br />
Öncelikle gündem,  “Yeni” bir Anayasa olmalıydı ve bölgenin temel sorunu, “Kürt Sorunu”nun çözümü de bu “Yeni Anayasa” yla birlikte konuşulmalıydı veya bu sorun’un o anayasada nasıl yer edebileceği olmalıydı. Yani, bölge ülkelerine ve komşu ülkelere örnek bir referans olabilmek için, öncelikle, adalet, hukuk, insan hakları, barış, demokrasi vb. güzel hasletlerle kendimizi daha ileri düzeye götürmek gerekiyordu, diye düşünüyorum.<br />
<br />
Suriye ile ilgili Türkiye’nin tarafsız bir komşuluk pozisyonu ya da objektif bir duruşu yoktur. Orayla ilgili bir kaygısı varsa, sanki oradaki Kürtlerin de bir statü kazanması endişesindendir. Bölgede Kürtlerin kazanımları söz konusu olurken, Türkiye’nin panik atak bir politika sergilemesi; gösterdiği telaş ve heyecan, öfkesini ve kaygısını iyot gibi açığa çıkarıyor ve üzülerek söyleyeyim, adeta sırıtıyor.<br />
<br />
Oysa, Kürt sorunu, başkalarının da kaygısıdır; ABD, kendi genel çıkar programına göre, zamanı geldiğinde el atmak üzere bekletiyor bu sorunu. Peki Türkiye hükümeti,  neden kendi iç sorunu olan bir yaşamsal meseleyi böyle bekletebiliyor veya sorumsuzca erteleyebiliyor?!<br />
<br />
Görülen odur ki; hükümet, kendi ülkesinin başat sorunu olan Kürt sorununa yeterince duyarlı olamıyor ve aciliyet arzeden demokratik bir çözümü de sanki ciddiye alamıyor; bunun yerine, ABD’nin öncelikli çıkarına uygun gelen Suriye sorununu gündemine almayı daha uygun görüyor veya ona mahkûm olmuş gibi görünüyor.<br />
<br />
 Bilinmelidir ki, Suriye’ye karşı bir işgal, (tampon bölge vb. türden de olsa), oradaki sorunları kendi iç sorunu haline getirmekten öte Türkiye’ye bir artısı olmayacaktır. Yani, kendi iradesiyle demokratik yoldan Kürt sorununu çözmek yerine, ABD’nin çıkarına uyan (ancak belki çok daha kanlı olabilecek bir)süreçte partner olmayı önüne koymuş gibidir. <br />
<br />
Olası ABD planına uygun görece çözüm yoluyla; Irak’tan sonra, Suriye ve ardından İran halkası hedefleneceği öngörülüyor. Tabii ki, bu ülkelerin “Kürdistan” parçaları, birer Federal yapıda mı olacaktır; yoksa bağımsız bir devlet biçiminde mi şekillendirilecektir, bunu şimdiden kestirmek güçtür. Ancak, bunlar olduktan sonra, sıra Türkiye “Kürdistan”ına da gelecektir. “Kürdistan”ın dört parçasının birleştirilerek Türkiye ile federasyon yapma düşüncesi şimdilik, (T.Özal döneminde ortaya çıkan ABD planının tezahürü olarak) olası bir tahmin ise de, olası gelişmeler; etki-tepki reaksiyonları sonuncunda vaziyetler, bir “Bağımsız ve Birleşik Kürdistan” devletini ortaya çıkarabilir de.. Her şey, o zamanki dünya güç dengelerine ve büyük devletlerin çıkarına tekabül edecek verili duruma bağlı olacaktır.<br />
<br />
Doğru olan, Kürtlerle sorunu olan devletlerin, sorunu, kendi iç sorunları olarak görerek, en uç sınır bir ihtimalle, birer “federasyon” biçiminde de olsa, barışçıl ve demokratik yoldan yapılanarak; çözümü, dış güçlerin insafına bırakmadan ve kana- katliama gerek olmadan en uygun çözüm yoluna gitmeleridir. Halkların kardeşliği ve karşılıklı güvene dayalı eşit ve özgür olarak birlikte yaşamak, her halkın kendine olan özgüvenini artıracak, daha üretken ve daha mutlu olmalarını sağlayacaktır.<br />
<br />
Demokrasilerde çareler tükenmez; yeter ki, barışçıl ve demokratik yolda ısrarcı olalım ve niyetlerimizde ciddi olalım. Bu yoldaki diyaloglar geliştikçe, zaten doğallıkla arif olan halklar, uyum gösterebilecek ortak bir akılla, birlikte yaşamanın yollarını yakalayabileceklerdir.<br />
<br />
Tüm çabalar, eşit, özgür ve demokratik bir birliktelik için olması dileklerimle.<br />
<br />
Selam ve sevgiyle kalın.<br />
<br />
M.Nazım Güler<br />
info@mnazim.guler</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ÇÖZÜM DERKEN, ÇÖZÜMSÜZLÜĞE SAPLANMAK!..]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-cozum-derken-cozumsuzluge-saplanmak-1104.html</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 17:55:38 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-cozum-derken-cozumsuzluge-saplanmak-1104.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000080;"><span style="font-weight: bold;">ÇÖZÜM DERKEN, ÇÖZÜMSÜZLÜĞE SAPLANMAK!..<br />
<br />
Kürt sorunu bir tek eğilime bırakılmayacak kadar büyük ve önemli bir sorundur. Kürt sorununun çözümünde, her eğilimden Kürtlerin sürece aktif katılımını sağlamak gerekiyor. Bunun için tüm demokratik yollar açılmalı ve çözüm yolunda herkes, her şeyi açıkça ve korkusuzca konuşabilmelidir.<br />
<br />
Hükümet, sorunu savsaklayıp, çözümden yana gevşek davrandıkça, PKK’ ye bahane sunmakta ve eylemlerini tırmandırdıklarında da, Kürtler için bir anlam ifade etmesini sağlamaktadır. Yani hükümet, çözümsüzlüğün bir parçası olduğunu kabul görecek bir pozisyon ortaya çıkartmaktadır.<br />
<br />
Oysa, Ortadoğu’daki hızlı gelişen sürece paralel olarak, hükümet de, bu soruna çözüm yolunda hızlı davranıp seri adımlar atması gerekiyor ve bu niyetinde de ciddi olduğunu göstermelidir; o zaman da, PKK eylemlerini tırmandırırsa, Kürtler nezdinde anlamsızlaşır ve onlara soğuk bakılacaktır. Bu durumda PKK; ya eylemlerini hızlandırıp Kürt halkından izole olmayı göze alır, tükenişe gider veya Kürt sorunu’ nun çözüm sürecinin duyarlı bir parçası olarak, yumuşayarak sürece katılacaktır. Barışçıl çözümün yolu da, böyle açılabilecektir.<br />
<br />
Ancak görünen odur ki, hükümet de, PKK de, dünya ve bölgenin dengelerini doğru okumuş görünmüyorlar; çözümden yana bir pratik sergilemiyorlar; çözümün barışçıl dilini değil, savaşçı dilini kullanıyorlar. Bu durum, eşitlik temelinde barışçıl bir birliktelik yerine, ayrılığa ve ayrışmaya giden bir savaşa hizmet sunabilir ancak. Niyetleri bu değilse, eylem ve söylemlerini acilen değiştirmeleri gerekiyor. Onları uyarmak ve çözüm dilini dayatmak adına, halklar ve aydınlar, bu ikazı daha yüksek sesle ve kitlesel olarak dillendirmelidirler.<br />
<br />
Yeni Anayasa’da, “Kürt” vurgusunun olması mutlaka olmalıdır, diye düşünüyorum. Çünkü cumhuriyetin kuruluşundan beri Türk tarafında, Kürt halkına karşı, sürekli onların haklarını yok sayıcı şoven duygular aşılanmış ve aradaki tüm köprüler ve birleştirici değerler neredeyse kaldırılmıştır. Kürt halkının hakları anayasada bulunursa, bu şoven duygular, hem daha hızlı değişebilir ve iki halk, barışçıl bir kaynaşmaya, daha kısa bir zamanda ulaşılabilir. Aralarındaki güvensizlik, yerini hızla bir karşılıklı güvene bırakabilir, diye düşünüyorum.<br />
<br />
“Oslo Görüşmeleri “ süreci tıkandı mı; yoksa yola çıkan tren makas mı değiştiriyor bilemiyoruz. Gerçek niyetler nedir, sağlıklı bir şekilde göremiyoruz. PKK ile görüşen kurum (MİT)temsilcileri, hükümetten habersiz olamayacağına göre; onları, ifadeye çağıran kurumlar da (Adalet ve İçişleri Bakanlıkları şahsında, Savcılar ve polisler de) hükümete bağlı olduğuna göre bir iç çelişki varmış gibi bir hava dışa vurulmuştur. <br />
<br />
Kimi iddialara göre, Polis-Cemaat ve Hükümet-MİT ile Savcılar-Derin Devlet ikilemi noktasında birer tarafmış ve aralarında mücadele varmış gibi, söylem ve dedikodular aldı başını gidiyor. Bundan da kimsenin gocunması gerekmiyor; çünkü belirsizlik ve gizli işler, komplo teorilerini veya afakî yorumları üretmeye sebep olur her zaman. Onun için her şey, şeffaf olmalı ve açıklık içinde olmalıdır ve bu süreç, güven verici bir tarzda yürütülmelidir.<br />
<br />
Görüşme sürecinde, “yeni boyut” ların yanı sıra, Mesut Barzani’den de destek ve yardım istenmesi de, eğer barışçıl bir çözüm istenecekse doğru bir yaklaşım olur. Barzani, Türkler, Araplar ve Farslar için bir dış faktör görülse de, tüm Kürtler için bir iç faktördür ve aynı zamanda çok önemli bir aktördür. Barış ve çözüm yolunda halkların kardeşliği ve selameti için katkı sunabilecek her aktöre ihtiyacımız vardır ve olmalıdır. Mesut Barzani’nin, bütün Kürtlerin yüreğinde saygın bir yeri vardır ve efsanevi Kürt lideri Molla Mustafa Barzani’nin oğlu olmasından dolayı da tüm Kürtler için doğal bir lider konumundadır. Sürece katılması, barışçıl ve diplomatik yolda mutlaka bir etkisi ve yararı olacaktır.<br />
<br />
Elbette ki,  silahların susması veya silah bırakışması, bu sürecin en can alıcı yönü ve buna yaklaşım da son derece önemsenmesi gereken bir durumdur. Öz itibariyle nitelikleri ve bağlantıları ne düzeyde olursa olsun, siyasi görünümlü insanların yakalanmaları, hapse atılmaları doğru bir yaklaşım olamaz; çünkü silah bırakması istenenlere, bu yönde adım atmalarını sağlayıcı olabilecek zerre kadar bir güven veremez. Aksine, onları, ürkütür, kitler ve karar veremez duruma iter. Onun için bu yol, yanlış bir yoldur, diye düşünüyorum. <br />
<br />
PKK, KCK, DTP, BDP ortak kitlelere hitap eden illegaliteden legaliteye uzanan yolda, birbirinin aynısı veya benzeyeni olan( ya da bağlaşık) bir siyasal çizgidir. Önemli olan; illegal olanın da, legal ve meşru yolu seçmesi için, doğru bir açılımla, toplumsal ve barışçıl yolu herkese açmayı sağlamaktır. Kavga yerine uyumu; savaş yerine barışı oturtmaktır. Yoksa ayrışma ve kopuşma kaçınılmaz olacak ve birlik, kardeşlik, eşitlik iddiaları suya düşecektir.<br />
<br />
Net olarak görüldüğü üzere, Kürt sorunu, artık Türkiye içi bir sorun olmaktan çıkmıştır. Bu sorunun tarihsel varlığı, bölgesel olmasının da ötesinde bir uluslar arası sorun olduğu ta başından beri bellidir. Ancak, bugün kendini dayatan bu soruna ÇÖZÜM de, aynı şekilde, içinde aktörleri var olan ülkeleri, dolayısıyla bölgeyi aşan bir uluslar arası dayatma olarak gündeme oturmuştur. Kimse, bu duruma kör ve sağır kalamaz. Kimsenin böyle bir lüksü de olamaz.<br />
<br />
Federal Irak’taki Federal Kürdistan, diğer parçalara karşı duyarsız kalamaz. Suriye’deki Kürdistan’a da müdahil bir aktör olmak zorundadır; yoksa dünyadaki bütün Kürtlerce varlık nedeni tartışılır olacaktır. Çünkü Federal Kürdistan, “Güney Kürdistan”  olarak, dünyadaki ve diğer parçalardaki bütün Kürtlerden moral ve destek görüyor. <br />
<br />
Suriye’deki “Batı Kürdistan”a da federal bir yapı öngörülüyordur ve sanırım bu durum, dünya aktörlerince de kabul görülebileceğini tahmin etmek zor değildir. Sıra şaşmazsa, sıra İran’daki “Doğu Kürdistan” a gelecek gibi görülüyor. Ve İran’ın, başta nükleer enerji sorunu olmak üzere, Anti-İsrail ve ABD’ye karşı tutumuyla geliştirdiği inatçı gerilimden dolayı, oradaki Kürdistan parçasına belki “Federal” lığın ötesinde bir statü dayatılacak veya verilebilecektir, diye düşünüyorum. Ta ki İran, bir daha güç toplayamasın diye, iyice hedefe konulacaktır.<br />
<br />
İsrail devleti, Arap ve Farslar dışında (Türkleri de dahil edebilirler), Ortadoğu’da başka ve yeni bir aktör (yani Büyük Kürdistan)’ın kurulmasını ciddi olarak düşünüyor olabilir ve buna ABD ve İngiltere de mesafeli kalmayabilir. <br />
<br />
Onun için, Türkiye’deki Kürt sorununu ciddi olarak çözmeyi düşünenlerin, Dünya ve Bölgenin verili durumuna göre, Kürtlere nasıl bir statü verilirse, en az bir zararla çözüm yoluna gidilebilinir, diye çok iyi düşünmesi gerekmektedir. <br />
<br />
Süreç, bize gösteriyor ki, stratejik kader, bölgemizde, ilerideki sürecin sonunda, önümüze iki “Kürdistan” biçimini veya oluşumunu dayatacaktır; ya dört parçanın birleşmesinden oluşturulacak birleşik “Bağımsız Kürdistan”  kurulacak veya parçaları birleştirilmiş “Büyük Kürdistan”ı Türkiye ile birleştiren bir “Türk-Kürt Federasyonu” oluşumu kurulacak gibi görülüyor. Hatırlarsanız son oluşum biçimi, rahmetli T.Özal döneminde de dile getirilmiş eskimeyen ve gündemini koruyan bir iddiadır.<br />
<br />
Sonuç olarak, Kürt sorununa çözüm sürecinde, basitten karmaşığa, ama kesintisiz olarak ilerlemek gerekmektedir. Sorunun beklemeğe tahammülü yoktur. Hükümet ve diğer kurumlar, işi boşlamadan, çözümü sürecini aksatmadan, her faktörü ve aktörü öngörerek hızlı davranmak zorundadır. Bir sorunumuz varsa ve biz kendimize dert etmezsek başkası için fırsat olur ve sonra başımıza büyük bir dert olur.<br />
<br />
Demokratik bütün diyalog yollarını kullanmak, kardeşliğe götürecek tüm yolları açmak; özgür, eşit ve uygar bir çözüm yolunda, herkesin, kendisine düşeni en güzel şekilde yapması umuduyla…<br />
Selam ve sevgiyle kalın.<br />
<br />
M.Nazım Güler<br />
info@mnazim.com<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000080;"><span style="font-weight: bold;">ÇÖZÜM DERKEN, ÇÖZÜMSÜZLÜĞE SAPLANMAK!..<br />
<br />
Kürt sorunu bir tek eğilime bırakılmayacak kadar büyük ve önemli bir sorundur. Kürt sorununun çözümünde, her eğilimden Kürtlerin sürece aktif katılımını sağlamak gerekiyor. Bunun için tüm demokratik yollar açılmalı ve çözüm yolunda herkes, her şeyi açıkça ve korkusuzca konuşabilmelidir.<br />
<br />
Hükümet, sorunu savsaklayıp, çözümden yana gevşek davrandıkça, PKK’ ye bahane sunmakta ve eylemlerini tırmandırdıklarında da, Kürtler için bir anlam ifade etmesini sağlamaktadır. Yani hükümet, çözümsüzlüğün bir parçası olduğunu kabul görecek bir pozisyon ortaya çıkartmaktadır.<br />
<br />
Oysa, Ortadoğu’daki hızlı gelişen sürece paralel olarak, hükümet de, bu soruna çözüm yolunda hızlı davranıp seri adımlar atması gerekiyor ve bu niyetinde de ciddi olduğunu göstermelidir; o zaman da, PKK eylemlerini tırmandırırsa, Kürtler nezdinde anlamsızlaşır ve onlara soğuk bakılacaktır. Bu durumda PKK; ya eylemlerini hızlandırıp Kürt halkından izole olmayı göze alır, tükenişe gider veya Kürt sorunu’ nun çözüm sürecinin duyarlı bir parçası olarak, yumuşayarak sürece katılacaktır. Barışçıl çözümün yolu da, böyle açılabilecektir.<br />
<br />
Ancak görünen odur ki, hükümet de, PKK de, dünya ve bölgenin dengelerini doğru okumuş görünmüyorlar; çözümden yana bir pratik sergilemiyorlar; çözümün barışçıl dilini değil, savaşçı dilini kullanıyorlar. Bu durum, eşitlik temelinde barışçıl bir birliktelik yerine, ayrılığa ve ayrışmaya giden bir savaşa hizmet sunabilir ancak. Niyetleri bu değilse, eylem ve söylemlerini acilen değiştirmeleri gerekiyor. Onları uyarmak ve çözüm dilini dayatmak adına, halklar ve aydınlar, bu ikazı daha yüksek sesle ve kitlesel olarak dillendirmelidirler.<br />
<br />
Yeni Anayasa’da, “Kürt” vurgusunun olması mutlaka olmalıdır, diye düşünüyorum. Çünkü cumhuriyetin kuruluşundan beri Türk tarafında, Kürt halkına karşı, sürekli onların haklarını yok sayıcı şoven duygular aşılanmış ve aradaki tüm köprüler ve birleştirici değerler neredeyse kaldırılmıştır. Kürt halkının hakları anayasada bulunursa, bu şoven duygular, hem daha hızlı değişebilir ve iki halk, barışçıl bir kaynaşmaya, daha kısa bir zamanda ulaşılabilir. Aralarındaki güvensizlik, yerini hızla bir karşılıklı güvene bırakabilir, diye düşünüyorum.<br />
<br />
“Oslo Görüşmeleri “ süreci tıkandı mı; yoksa yola çıkan tren makas mı değiştiriyor bilemiyoruz. Gerçek niyetler nedir, sağlıklı bir şekilde göremiyoruz. PKK ile görüşen kurum (MİT)temsilcileri, hükümetten habersiz olamayacağına göre; onları, ifadeye çağıran kurumlar da (Adalet ve İçişleri Bakanlıkları şahsında, Savcılar ve polisler de) hükümete bağlı olduğuna göre bir iç çelişki varmış gibi bir hava dışa vurulmuştur. <br />
<br />
Kimi iddialara göre, Polis-Cemaat ve Hükümet-MİT ile Savcılar-Derin Devlet ikilemi noktasında birer tarafmış ve aralarında mücadele varmış gibi, söylem ve dedikodular aldı başını gidiyor. Bundan da kimsenin gocunması gerekmiyor; çünkü belirsizlik ve gizli işler, komplo teorilerini veya afakî yorumları üretmeye sebep olur her zaman. Onun için her şey, şeffaf olmalı ve açıklık içinde olmalıdır ve bu süreç, güven verici bir tarzda yürütülmelidir.<br />
<br />
Görüşme sürecinde, “yeni boyut” ların yanı sıra, Mesut Barzani’den de destek ve yardım istenmesi de, eğer barışçıl bir çözüm istenecekse doğru bir yaklaşım olur. Barzani, Türkler, Araplar ve Farslar için bir dış faktör görülse de, tüm Kürtler için bir iç faktördür ve aynı zamanda çok önemli bir aktördür. Barış ve çözüm yolunda halkların kardeşliği ve selameti için katkı sunabilecek her aktöre ihtiyacımız vardır ve olmalıdır. Mesut Barzani’nin, bütün Kürtlerin yüreğinde saygın bir yeri vardır ve efsanevi Kürt lideri Molla Mustafa Barzani’nin oğlu olmasından dolayı da tüm Kürtler için doğal bir lider konumundadır. Sürece katılması, barışçıl ve diplomatik yolda mutlaka bir etkisi ve yararı olacaktır.<br />
<br />
Elbette ki,  silahların susması veya silah bırakışması, bu sürecin en can alıcı yönü ve buna yaklaşım da son derece önemsenmesi gereken bir durumdur. Öz itibariyle nitelikleri ve bağlantıları ne düzeyde olursa olsun, siyasi görünümlü insanların yakalanmaları, hapse atılmaları doğru bir yaklaşım olamaz; çünkü silah bırakması istenenlere, bu yönde adım atmalarını sağlayıcı olabilecek zerre kadar bir güven veremez. Aksine, onları, ürkütür, kitler ve karar veremez duruma iter. Onun için bu yol, yanlış bir yoldur, diye düşünüyorum. <br />
<br />
PKK, KCK, DTP, BDP ortak kitlelere hitap eden illegaliteden legaliteye uzanan yolda, birbirinin aynısı veya benzeyeni olan( ya da bağlaşık) bir siyasal çizgidir. Önemli olan; illegal olanın da, legal ve meşru yolu seçmesi için, doğru bir açılımla, toplumsal ve barışçıl yolu herkese açmayı sağlamaktır. Kavga yerine uyumu; savaş yerine barışı oturtmaktır. Yoksa ayrışma ve kopuşma kaçınılmaz olacak ve birlik, kardeşlik, eşitlik iddiaları suya düşecektir.<br />
<br />
Net olarak görüldüğü üzere, Kürt sorunu, artık Türkiye içi bir sorun olmaktan çıkmıştır. Bu sorunun tarihsel varlığı, bölgesel olmasının da ötesinde bir uluslar arası sorun olduğu ta başından beri bellidir. Ancak, bugün kendini dayatan bu soruna ÇÖZÜM de, aynı şekilde, içinde aktörleri var olan ülkeleri, dolayısıyla bölgeyi aşan bir uluslar arası dayatma olarak gündeme oturmuştur. Kimse, bu duruma kör ve sağır kalamaz. Kimsenin böyle bir lüksü de olamaz.<br />
<br />
Federal Irak’taki Federal Kürdistan, diğer parçalara karşı duyarsız kalamaz. Suriye’deki Kürdistan’a da müdahil bir aktör olmak zorundadır; yoksa dünyadaki bütün Kürtlerce varlık nedeni tartışılır olacaktır. Çünkü Federal Kürdistan, “Güney Kürdistan”  olarak, dünyadaki ve diğer parçalardaki bütün Kürtlerden moral ve destek görüyor. <br />
<br />
Suriye’deki “Batı Kürdistan”a da federal bir yapı öngörülüyordur ve sanırım bu durum, dünya aktörlerince de kabul görülebileceğini tahmin etmek zor değildir. Sıra şaşmazsa, sıra İran’daki “Doğu Kürdistan” a gelecek gibi görülüyor. Ve İran’ın, başta nükleer enerji sorunu olmak üzere, Anti-İsrail ve ABD’ye karşı tutumuyla geliştirdiği inatçı gerilimden dolayı, oradaki Kürdistan parçasına belki “Federal” lığın ötesinde bir statü dayatılacak veya verilebilecektir, diye düşünüyorum. Ta ki İran, bir daha güç toplayamasın diye, iyice hedefe konulacaktır.<br />
<br />
İsrail devleti, Arap ve Farslar dışında (Türkleri de dahil edebilirler), Ortadoğu’da başka ve yeni bir aktör (yani Büyük Kürdistan)’ın kurulmasını ciddi olarak düşünüyor olabilir ve buna ABD ve İngiltere de mesafeli kalmayabilir. <br />
<br />
Onun için, Türkiye’deki Kürt sorununu ciddi olarak çözmeyi düşünenlerin, Dünya ve Bölgenin verili durumuna göre, Kürtlere nasıl bir statü verilirse, en az bir zararla çözüm yoluna gidilebilinir, diye çok iyi düşünmesi gerekmektedir. <br />
<br />
Süreç, bize gösteriyor ki, stratejik kader, bölgemizde, ilerideki sürecin sonunda, önümüze iki “Kürdistan” biçimini veya oluşumunu dayatacaktır; ya dört parçanın birleşmesinden oluşturulacak birleşik “Bağımsız Kürdistan”  kurulacak veya parçaları birleştirilmiş “Büyük Kürdistan”ı Türkiye ile birleştiren bir “Türk-Kürt Federasyonu” oluşumu kurulacak gibi görülüyor. Hatırlarsanız son oluşum biçimi, rahmetli T.Özal döneminde de dile getirilmiş eskimeyen ve gündemini koruyan bir iddiadır.<br />
<br />
Sonuç olarak, Kürt sorununa çözüm sürecinde, basitten karmaşığa, ama kesintisiz olarak ilerlemek gerekmektedir. Sorunun beklemeğe tahammülü yoktur. Hükümet ve diğer kurumlar, işi boşlamadan, çözümü sürecini aksatmadan, her faktörü ve aktörü öngörerek hızlı davranmak zorundadır. Bir sorunumuz varsa ve biz kendimize dert etmezsek başkası için fırsat olur ve sonra başımıza büyük bir dert olur.<br />
<br />
Demokratik bütün diyalog yollarını kullanmak, kardeşliğe götürecek tüm yolları açmak; özgür, eşit ve uygar bir çözüm yolunda, herkesin, kendisine düşeni en güzel şekilde yapması umuduyla…<br />
Selam ve sevgiyle kalın.<br />
<br />
M.Nazım Güler<br />
info@mnazim.com<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ Feminizmin getirdiği tehlikenin farkında mıyız? ]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-feminizmin-getirdigi-tehlikenin-farkinda-miyiz-1103.html</link>
			<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 12:46:59 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-feminizmin-getirdigi-tehlikenin-farkinda-miyiz-1103.html</guid>
			<description><![CDATA[Feminizmin getirdiği tehlikenin farkında mıyız?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Fıtrata muhalif çözümler gerçek bir çözüm olabilir mi?</span><br />
<br />
Örneğin erkeklerle eşit şartlarda iş imkânı kazanabilmek için yıllarca verilen kadın mücadelesinin neticesine baktığımızda, hem evde hem de işte çalışmak zorunda kalan kadını görüyoruz. Üstelik kadın, kazancını evine harcamak gibi bir yükümlülüğün altına da giriyor. İslam dini açısından kendisinin sorumluluğunda olmayan, üzerine vazife olmayan bir emek harcayarak kendi kazancıyla ailesini geçindiriyor. Feminizmin getirisi Müslüman kadınlara böylesi fazladan yükümlülükler iken, bir de İslamın kadını sömürdüğüne dair söylemlerle, Müslüman kadınları da kendi kapitalist mantığına ikna etmiş oluyor.<br />
<br />
Hâlbuki Allah, Müslüman kadına modern hayatın ve feminist yapının sağlayamadığı bir özgürlüğü asırlar öncesinden sunarak, onu ev geçindirme sorumluluğundan kurtarıyor. Bu yükümlülüğü erkeklere verdiği gibi; eğer kadının kendi kazancı varsa, bunun tüm tasarruf hakkının da ancak kendisine ait olabileceğini belirtiyor.<br />
Yani modern hayat, kapitalizm, komünizm ve kadın özgürlüğünü savunma iddiasındaki feminizm dâhil tüm beşeri sistemler, kadının kazancına göz dikerken İslam; onun malını, mülkünü ve varsa kazancını koruma altına alıyor.<br />
<br />
Bir başka örneğe bakarsak; Kadın hakları iddiasıyla Feminist Kolektif grupların; kadınların, eşleri ve diğer erkek aile fertlerine yaptıkları bakım hizmetleri konusunda itirazları var. Evet, kadınlar evde eşleri ve ailenin diğer erkeklerine (baba, abi, kardeş vd.) bir takım bakım hizmetleri sunuyorlar. (yemek, bulaşık, çamaşır gibi..) Bu hizmetlerin ücrete tabi olması ya da erkeklerin de kendi bakımlarını kendilerinin yerine getirmesi gibi öneriler de bulunuyorlar.<br />
<br />
Biz de bu konuya tüm Müslümanların önderi ve örneği olan İslam peygamberinin aracılığıyla bakalım.<br />
<br />
Peygamberimizin hayatından örneklere baktığımızda, İslam peygamberinin asırlarca önce, (hani bazılarının küçümseme edasıyla söylersek) hem de çölün orta yerinde ve cahiliye toplumun merkezinde bulunurken, feminizmin yukarıdaki “çözüm” önerilerini uyguladığını görebiliriz. Çünkü peygamberimiz kendi söküğünü dikecek kadar centilmen bir Müslüman erkek idi. Hatta çocukların bakımı için ihtiyaç duyulduğunda yine onun ailesine yardım ve destek örneklerini görebiliyorduk. İslam peygamberi öyle bir Müslüman erkekti ki gerektiğinde söküğünü dikiyor, gerektiğinde çocuğunun altını değiştiriyordu.<br />
<br />
Görülüyor ki günümüzde güya kadın hakları adı altında feminist grupların kadına şiddetin sebebi göstererek hedefine koyduğu İslam, 1400 yıl evvelinden kadınlara, onların vaat ettiklerinden çok daha fazlasını sunmuş durumda.<br />
<br />
Şiddetin önlenmesi için Feminist Kolektiflerin çözüm önerilerine baktığımızda ise kadını aileden koparma çabasında oldukları çok açık görülebiliyor.<br />
<br />
Sosyalist Feminist Kolektif (SFK) tarafından Kasım ayında düzenlenmiş olan konferanslarda çözüme yönelik genel olarak iki dinamik ön plana çıkıyor. Biri kadın erkek eşitliği konusu, diğeri kadınların daha çok isyan etmesi, hayır demesi. Bu iki dinamiği hem sorunun hem de çözümün bir parçası olarak sunan feministlerin aklının bir hayli karışık olduğuna hükmedebiliriz. Ya da art niyetli olduklarına.<br />
<br />
Çünkü çözüme dair sundukları tüm söylemler ya erkek nefreti içeriyor ya aile karşıtlığı; ya da kadını daha isyankâr yapma hedefinde. Üzücü olan ise bu söylemlerin ne yazık ki bilinçaltımızda yer etmeye başlamış olmasıdır. Farkında olmadan toplum olarak fıtrata muhalif düşünceleri içselleştiriyoruz. Belki de tehlikenin en büyüğü burada.<br />
<br />
Toplum zihninin topyekûn değişmesi/değiştirilmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir sorundur. Bu sorun için neler yapılabilir biraz da buna yoğunlaşmalıyız.<br />
<br />
Hatice Adalar / PlatinHaber<br />
<br />
<a href="http://www.platinhaber.com/feminizmin-getirdigi-tehlikenin-farkinda-miyiz-2444yy.htm" target="_blank">Yazının tamamı burada</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Feminizmin getirdiği tehlikenin farkında mıyız?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Fıtrata muhalif çözümler gerçek bir çözüm olabilir mi?</span><br />
<br />
Örneğin erkeklerle eşit şartlarda iş imkânı kazanabilmek için yıllarca verilen kadın mücadelesinin neticesine baktığımızda, hem evde hem de işte çalışmak zorunda kalan kadını görüyoruz. Üstelik kadın, kazancını evine harcamak gibi bir yükümlülüğün altına da giriyor. İslam dini açısından kendisinin sorumluluğunda olmayan, üzerine vazife olmayan bir emek harcayarak kendi kazancıyla ailesini geçindiriyor. Feminizmin getirisi Müslüman kadınlara böylesi fazladan yükümlülükler iken, bir de İslamın kadını sömürdüğüne dair söylemlerle, Müslüman kadınları da kendi kapitalist mantığına ikna etmiş oluyor.<br />
<br />
Hâlbuki Allah, Müslüman kadına modern hayatın ve feminist yapının sağlayamadığı bir özgürlüğü asırlar öncesinden sunarak, onu ev geçindirme sorumluluğundan kurtarıyor. Bu yükümlülüğü erkeklere verdiği gibi; eğer kadının kendi kazancı varsa, bunun tüm tasarruf hakkının da ancak kendisine ait olabileceğini belirtiyor.<br />
Yani modern hayat, kapitalizm, komünizm ve kadın özgürlüğünü savunma iddiasındaki feminizm dâhil tüm beşeri sistemler, kadının kazancına göz dikerken İslam; onun malını, mülkünü ve varsa kazancını koruma altına alıyor.<br />
<br />
Bir başka örneğe bakarsak; Kadın hakları iddiasıyla Feminist Kolektif grupların; kadınların, eşleri ve diğer erkek aile fertlerine yaptıkları bakım hizmetleri konusunda itirazları var. Evet, kadınlar evde eşleri ve ailenin diğer erkeklerine (baba, abi, kardeş vd.) bir takım bakım hizmetleri sunuyorlar. (yemek, bulaşık, çamaşır gibi..) Bu hizmetlerin ücrete tabi olması ya da erkeklerin de kendi bakımlarını kendilerinin yerine getirmesi gibi öneriler de bulunuyorlar.<br />
<br />
Biz de bu konuya tüm Müslümanların önderi ve örneği olan İslam peygamberinin aracılığıyla bakalım.<br />
<br />
Peygamberimizin hayatından örneklere baktığımızda, İslam peygamberinin asırlarca önce, (hani bazılarının küçümseme edasıyla söylersek) hem de çölün orta yerinde ve cahiliye toplumun merkezinde bulunurken, feminizmin yukarıdaki “çözüm” önerilerini uyguladığını görebiliriz. Çünkü peygamberimiz kendi söküğünü dikecek kadar centilmen bir Müslüman erkek idi. Hatta çocukların bakımı için ihtiyaç duyulduğunda yine onun ailesine yardım ve destek örneklerini görebiliyorduk. İslam peygamberi öyle bir Müslüman erkekti ki gerektiğinde söküğünü dikiyor, gerektiğinde çocuğunun altını değiştiriyordu.<br />
<br />
Görülüyor ki günümüzde güya kadın hakları adı altında feminist grupların kadına şiddetin sebebi göstererek hedefine koyduğu İslam, 1400 yıl evvelinden kadınlara, onların vaat ettiklerinden çok daha fazlasını sunmuş durumda.<br />
<br />
Şiddetin önlenmesi için Feminist Kolektiflerin çözüm önerilerine baktığımızda ise kadını aileden koparma çabasında oldukları çok açık görülebiliyor.<br />
<br />
Sosyalist Feminist Kolektif (SFK) tarafından Kasım ayında düzenlenmiş olan konferanslarda çözüme yönelik genel olarak iki dinamik ön plana çıkıyor. Biri kadın erkek eşitliği konusu, diğeri kadınların daha çok isyan etmesi, hayır demesi. Bu iki dinamiği hem sorunun hem de çözümün bir parçası olarak sunan feministlerin aklının bir hayli karışık olduğuna hükmedebiliriz. Ya da art niyetli olduklarına.<br />
<br />
Çünkü çözüme dair sundukları tüm söylemler ya erkek nefreti içeriyor ya aile karşıtlığı; ya da kadını daha isyankâr yapma hedefinde. Üzücü olan ise bu söylemlerin ne yazık ki bilinçaltımızda yer etmeye başlamış olmasıdır. Farkında olmadan toplum olarak fıtrata muhalif düşünceleri içselleştiriyoruz. Belki de tehlikenin en büyüğü burada.<br />
<br />
Toplum zihninin topyekûn değişmesi/değiştirilmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir sorundur. Bu sorun için neler yapılabilir biraz da buna yoğunlaşmalıyız.<br />
<br />
Hatice Adalar / PlatinHaber<br />
<br />
<a href="http://www.platinhaber.com/feminizmin-getirdigi-tehlikenin-farkinda-miyiz-2444yy.htm" target="_blank">Yazının tamamı burada</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[4+4+4, BİR GÜNDEM SAPTIRMA MIDIR?]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-4-4-4-bir-gundem-saptirma-midir-1098.html</link>
			<pubDate>Sun, 11 Mar 2012 23:13:03 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-4-4-4-bir-gundem-saptirma-midir-1098.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000080;"><span style="font-weight: bold;">4+4+4, BİR GÜNDEM SAPTIRMA MIDIR?<br />
<br />
Şu anda ülkenin acil gündemi, Kürt açılımı ve Yeni Anayasa çalışması soğumaya bırakılırken, hiç de gereği yokken, alt yapısı bile olmayan suni gündemler yaratılıyor şimdi.<br />
<br />
8 yıllık zorunlu eğitim rayına oturdu mu veya ideal bir başarıya ulaştı mı? Hayır. O da gündeme geldiğinde alt yapısı yoktu. Binlerce köy okulları, tek öğretmene talim ederlerken aniden 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimi kucaklarında buldular. Okullar da uygun değildi; öğretmen kadroları da yetersizdi.<br />
<br />
Bir proje, ne kadar doğru ve yararlı olursa olsun, eğer alt yapısı yoksa atılacak adım yanlış olur; yarar yerine zarar üretir. Her zaman alt yapı üst yapıyı belirler. Bir binanın bile temeli olmadan, çatısına başlanamaz. Pratikte bu proje tıkandı nitekim... <br />
<br />
8 Yıllık eğitim, yüz binle ifade edilebilecek öğretmen kadrosu gerektiriyordu. Ve işin garibi, sayıları yüz binlerle ifade edilebilecek öğretmen adayları da KPSS sınavıyla, görev almaları engellenmektedir. Köy okullarındaki derslikler yetersizdi; tüm okullarda öğretmen açığı vardı. O çaresizlikte geçici tedbirlere başvuruldu; sağlıksız ve denetimsiz bir “toplu taşımacılık” devreye sokuldu. Kimi çocuklarımız bu yolda can verdi.  Sorun, hala devam ediyor. Binlerce ilkokul, 8 yıllık eğitim yapamayacak halde duruyor ve bu okulları bitiren çocuklar, diğer akranlarına göre eşit olmayan bir mücadeleye itilmişlerdir. Tam bir adaletsizliktir bu.<br />
<br />
Bu zihniyetin kaynağı, içerde veya dışarıda her kim olursa olsun, o proje, emrivaki yapılmış bir yanlıştı; çünkü alt yapısı hazırlanmadan dayatılan bir proje olmuştu. <br />
<br />
Şimdi yeni bir proje daha emrivaki yapılmak isteniyor.  4+4+4 denen bu projesinin ne anlama geldiğini hala kimse bilmiyor; herkes, onu bir yerlere oturtmak istiyor veya değişik türden komplo teorilerine malzeme yapmaya çalışıyorlar. Kimisi de İHL ile ilişkilendirip, kafa bulmaya çalışıyor…<br />
<br />
Yoksa, 8 yıl kesintisiz zorunlu eğitim olmadı, şimdi “4+4+4” deneylim mi, deniyor acaba; eğitim sistemi bir deneme tahtası mıymış yani?<br />
Proje öyle mükemmel (!) ve eksiksiz hazırlanmıştır ki, şimdiden okula başlama yaşının kaç olacağı tartışılabilir olmuştur. Bu projeye göre olası başlama yaşının, beş veya altı yaş olmasını yanlış gören tartışmalar başlamıştır. Yediden gün almak şartı, yanlış (!) idiyse, daha önce neden bu yanlışta ısrar ediliyordu.<br />
<br />
Eğitim Sisteminin “Anadille Eğitim” ile başı derttedir. Sistemin de , “Kürt Sorunu” ile başı derttedir. Öncelikle bu sorunları çözmesi gerekirken, ortaya yeni suni gündemler yaratmak abesle iştigal oluyor.<br />
<br />
Eğitimin, yıllarla bir derdi olduğunu sanmıyorum; eğitimin, kaliteyle bir sorunu vardır. Öğretmen yetiştiren tüm fakültelerin hemen kapatılması gerekir bence. Baksanıza oralardan mezun olan herkes, öğretmenlik görevini alamamakla mağdur ediliyor. Demek ki o fakültelerin eğitim kalitesi sıfırdır. Çünkü oradan, 4 yıl okuyup mezun olanlara, bir 4 yıl daha, hatta kimileri, 4+4 yıl daha KPSS sınavlarında test ediliyor. Bu çarpık eğitim sistemin aklından zoru mu vardır yoksa? <br />
<br />
Bir aile, dişinden tırnağından artırıp biriktirdiği parayla, evladı öğretmen olsun, diye onları, dershanelerde koşturduktan sonra fakültelere okutmaya yolluyorlar. Meğer o fakülteler, öğretmen yetiştiremiyorlarmış(!).  O zaman, ya o fakülteleri açık tutan zihniyette bir sorun vardır; ya da oradan mezun olanlara mezuniyet verildiği halde, öğretmenliğe layık görmeyerek, yıllarca onları KPSS ‘lerde test etmeğe (onları engellemeğe) çalışan zihniyette bir sorun vardır. Kesin olan, bu çocukların kendilerinde veya ailelerinde her hangi bir sorun yoktur ve olamaz…<br />
<br />
T.Özal, zamanının muhalefetini tiye alırken; ellerine verdim bir “Çikita Muz”; oyalanıp duruyorlar, diyordu. Şimdi aynı kafa bir iktidar anlayışı, aynı kalmış mevcut muhalefetin eline veriyor bir “4+4+4” ü uzatmaları oynayarak, oyalanıp duruyorlar.<br />
<br />
Hükümetteki beyler, Kürt sorununa çözümünüz ne oldu? Bu soruna çözüm adına, eski iktidarlar gibi, kendinizi, hala öncelikle “terör” ü bitirmeğe endeksli sabitlediyseniz; şiddet, şiddeti doğurduğundan, siz de kendinizi terörize edeceksiniz, demektir bu gidişle.<br />
<br />
Bakın 21 Mart 2012 Newroz da yaklaşıyor; başınız “yeni” bir derde girmesin? Arap Baharını sevenler, gerçekten de bahar (mevsimi) geliyor; umarım bu baharımız, kışa çevrilmez!..<br />
<br />
Hani “Yeni” bir Anayasa da yapılacaktı, “yeni” liğiniz nerede kaldı?  Kendinizi yenileyecek misiniz ey hükümet ve de muhalefet?<br />
<br />
Neden herkes 4+4+4’e saplandı kaldı? Böyle olur olmaz şeylere dalarsanız; treni kaçırdığınız yerde kalırsınız. Gerçek gündeme geliniz lütfen, gerçek bir baharı yaşayalım birlikte...<br />
<br />
Selam ve sevgiyle kalınız.<br />
<br />
M.Nazım Güler - 12.03.2012<br />
info@mnazim.com<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000080;"><span style="font-weight: bold;">4+4+4, BİR GÜNDEM SAPTIRMA MIDIR?<br />
<br />
Şu anda ülkenin acil gündemi, Kürt açılımı ve Yeni Anayasa çalışması soğumaya bırakılırken, hiç de gereği yokken, alt yapısı bile olmayan suni gündemler yaratılıyor şimdi.<br />
<br />
8 yıllık zorunlu eğitim rayına oturdu mu veya ideal bir başarıya ulaştı mı? Hayır. O da gündeme geldiğinde alt yapısı yoktu. Binlerce köy okulları, tek öğretmene talim ederlerken aniden 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimi kucaklarında buldular. Okullar da uygun değildi; öğretmen kadroları da yetersizdi.<br />
<br />
Bir proje, ne kadar doğru ve yararlı olursa olsun, eğer alt yapısı yoksa atılacak adım yanlış olur; yarar yerine zarar üretir. Her zaman alt yapı üst yapıyı belirler. Bir binanın bile temeli olmadan, çatısına başlanamaz. Pratikte bu proje tıkandı nitekim... <br />
<br />
8 Yıllık eğitim, yüz binle ifade edilebilecek öğretmen kadrosu gerektiriyordu. Ve işin garibi, sayıları yüz binlerle ifade edilebilecek öğretmen adayları da KPSS sınavıyla, görev almaları engellenmektedir. Köy okullarındaki derslikler yetersizdi; tüm okullarda öğretmen açığı vardı. O çaresizlikte geçici tedbirlere başvuruldu; sağlıksız ve denetimsiz bir “toplu taşımacılık” devreye sokuldu. Kimi çocuklarımız bu yolda can verdi.  Sorun, hala devam ediyor. Binlerce ilkokul, 8 yıllık eğitim yapamayacak halde duruyor ve bu okulları bitiren çocuklar, diğer akranlarına göre eşit olmayan bir mücadeleye itilmişlerdir. Tam bir adaletsizliktir bu.<br />
<br />
Bu zihniyetin kaynağı, içerde veya dışarıda her kim olursa olsun, o proje, emrivaki yapılmış bir yanlıştı; çünkü alt yapısı hazırlanmadan dayatılan bir proje olmuştu. <br />
<br />
Şimdi yeni bir proje daha emrivaki yapılmak isteniyor.  4+4+4 denen bu projesinin ne anlama geldiğini hala kimse bilmiyor; herkes, onu bir yerlere oturtmak istiyor veya değişik türden komplo teorilerine malzeme yapmaya çalışıyorlar. Kimisi de İHL ile ilişkilendirip, kafa bulmaya çalışıyor…<br />
<br />
Yoksa, 8 yıl kesintisiz zorunlu eğitim olmadı, şimdi “4+4+4” deneylim mi, deniyor acaba; eğitim sistemi bir deneme tahtası mıymış yani?<br />
Proje öyle mükemmel (!) ve eksiksiz hazırlanmıştır ki, şimdiden okula başlama yaşının kaç olacağı tartışılabilir olmuştur. Bu projeye göre olası başlama yaşının, beş veya altı yaş olmasını yanlış gören tartışmalar başlamıştır. Yediden gün almak şartı, yanlış (!) idiyse, daha önce neden bu yanlışta ısrar ediliyordu.<br />
<br />
Eğitim Sisteminin “Anadille Eğitim” ile başı derttedir. Sistemin de , “Kürt Sorunu” ile başı derttedir. Öncelikle bu sorunları çözmesi gerekirken, ortaya yeni suni gündemler yaratmak abesle iştigal oluyor.<br />
<br />
Eğitimin, yıllarla bir derdi olduğunu sanmıyorum; eğitimin, kaliteyle bir sorunu vardır. Öğretmen yetiştiren tüm fakültelerin hemen kapatılması gerekir bence. Baksanıza oralardan mezun olan herkes, öğretmenlik görevini alamamakla mağdur ediliyor. Demek ki o fakültelerin eğitim kalitesi sıfırdır. Çünkü oradan, 4 yıl okuyup mezun olanlara, bir 4 yıl daha, hatta kimileri, 4+4 yıl daha KPSS sınavlarında test ediliyor. Bu çarpık eğitim sistemin aklından zoru mu vardır yoksa? <br />
<br />
Bir aile, dişinden tırnağından artırıp biriktirdiği parayla, evladı öğretmen olsun, diye onları, dershanelerde koşturduktan sonra fakültelere okutmaya yolluyorlar. Meğer o fakülteler, öğretmen yetiştiremiyorlarmış(!).  O zaman, ya o fakülteleri açık tutan zihniyette bir sorun vardır; ya da oradan mezun olanlara mezuniyet verildiği halde, öğretmenliğe layık görmeyerek, yıllarca onları KPSS ‘lerde test etmeğe (onları engellemeğe) çalışan zihniyette bir sorun vardır. Kesin olan, bu çocukların kendilerinde veya ailelerinde her hangi bir sorun yoktur ve olamaz…<br />
<br />
T.Özal, zamanının muhalefetini tiye alırken; ellerine verdim bir “Çikita Muz”; oyalanıp duruyorlar, diyordu. Şimdi aynı kafa bir iktidar anlayışı, aynı kalmış mevcut muhalefetin eline veriyor bir “4+4+4” ü uzatmaları oynayarak, oyalanıp duruyorlar.<br />
<br />
Hükümetteki beyler, Kürt sorununa çözümünüz ne oldu? Bu soruna çözüm adına, eski iktidarlar gibi, kendinizi, hala öncelikle “terör” ü bitirmeğe endeksli sabitlediyseniz; şiddet, şiddeti doğurduğundan, siz de kendinizi terörize edeceksiniz, demektir bu gidişle.<br />
<br />
Bakın 21 Mart 2012 Newroz da yaklaşıyor; başınız “yeni” bir derde girmesin? Arap Baharını sevenler, gerçekten de bahar (mevsimi) geliyor; umarım bu baharımız, kışa çevrilmez!..<br />
<br />
Hani “Yeni” bir Anayasa da yapılacaktı, “yeni” liğiniz nerede kaldı?  Kendinizi yenileyecek misiniz ey hükümet ve de muhalefet?<br />
<br />
Neden herkes 4+4+4’e saplandı kaldı? Böyle olur olmaz şeylere dalarsanız; treni kaçırdığınız yerde kalırsınız. Gerçek gündeme geliniz lütfen, gerçek bir baharı yaşayalım birlikte...<br />
<br />
Selam ve sevgiyle kalınız.<br />
<br />
M.Nazım Güler - 12.03.2012<br />
info@mnazim.com<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bu bebek hangi dili kullanıyor ? :))]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-bu-bebek-hangi-dili-kullaniyor-1092.html</link>
			<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 11:33:56 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-bu-bebek-hangi-dili-kullaniyor-1092.html</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://ilgincvideolar.gen.tr/bu-dili-bilen-varmi.html%20" target="_blank">http://ilgincvideolar.gen.tr/bu-dili-bilen-varmi.html </a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://ilgincvideolar.gen.tr/bu-dili-bilen-varmi.html%20" target="_blank">http://ilgincvideolar.gen.tr/bu-dili-bilen-varmi.html </a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bu kareleri hayatta bir kere görebilirsiniz.]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-bu-kareleri-hayatta-bir-kere-gorebilirsiniz-1091.html</link>
			<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 11:20:12 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-bu-kareleri-hayatta-bir-kere-gorebilirsiniz-1091.html</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<object width="480" height="360"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf3yrl?additionalInfos=0"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf3yrl?additionalInfos=0" width="480" height="360" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object><br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<object width="480" height="360"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf3yrl?additionalInfos=0"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf3yrl?additionalInfos=0" width="480" height="360" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object><br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ahh kadınlar..]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-ahh-kadinlar-1090.html</link>
			<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 10:31:51 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-ahh-kadinlar-1090.html</guid>
			<description><![CDATA[Kadının önüne dünyayı sersen, 'şu tarafa doğru sersek daha iyi olmaz mıydı?' der!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kadının önüne dünyayı sersen, 'şu tarafa doğru sersek daha iyi olmaz mıydı?' der!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[hata nerede ?]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-hata-nerede-1089.html</link>
			<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 10:22:26 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-hata-nerede-1089.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s320x320/421141_172705186171933_100002973588529_255458_864632817_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 421141_172705186171933_100002973588529_2...2817_n.jpg]" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s320x320/421141_172705186171933_100002973588529_255458_864632817_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 421141_172705186171933_100002973588529_2...2817_n.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bu çocuk kime kızmış.:))]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-bu-cocuk-kime-kizmis-1088.html</link>
			<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 10:03:45 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-bu-cocuk-kime-kizmis-1088.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s320x320/398747_311139122266622_100001116119422_863731_1589705338_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 398747_311139122266622_100001116119422_8...5338_n.jpg]" /><br />
<br />
oğlum oynayacak başka bişi kalmadı mı ?  <img src="images/smilies/panel2.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Panel2" title="Panel2" />)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s320x320/398747_311139122266622_100001116119422_863731_1589705338_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 398747_311139122266622_100001116119422_8...5338_n.jpg]" /><br />
<br />
oğlum oynayacak başka bişi kalmadı mı ?  <img src="images/smilies/panel2.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Panel2" title="Panel2" />)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[nerdesin anneciğim.?]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-nerdesin-annecigim-1086.html</link>
			<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 12:40:06 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-nerdesin-annecigim-1086.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.aktuel-bilgi.com/wp-content/uploads/2010/12/88pe9.jpg" border="0" alt="[Resim: 88pe9.jpg]" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.aktuel-bilgi.com/wp-content/uploads/2010/12/88pe9.jpg" border="0" alt="[Resim: 88pe9.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[nerdesin anneciğim.?]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-nerdesin-annecigim-1087.html</link>
			<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 12:40:06 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-nerdesin-annecigim-1087.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.aktuel-bilgi.com/wp-content/uploads/2010/12/88pe9.jpg" border="0" alt="[Resim: 88pe9.jpg]" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.aktuel-bilgi.com/wp-content/uploads/2010/12/88pe9.jpg" border="0" alt="[Resim: 88pe9.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[pierre loti..]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-pierre-loti-1085.html</link>
			<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 11:52:37 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-pierre-loti-1085.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.istanbulyeditepe.com/resim/Istanbul/istanbul-17.jpg" border="0" alt="[Resim: istanbul-17.jpg]" /><br />
<br />
nasıl manzara ama..burası bizim eve 10 dakikalık mesafede.arada bir kaçarım buraya. neden die sormayın <img src="images/smilies/panel2.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Panel2" title="Panel2" />)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.istanbulyeditepe.com/resim/Istanbul/istanbul-17.jpg" border="0" alt="[Resim: istanbul-17.jpg]" /><br />
<br />
nasıl manzara ama..burası bizim eve 10 dakikalık mesafede.arada bir kaçarım buraya. neden die sormayın <img src="images/smilies/panel2.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Panel2" title="Panel2" />)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bu vatan hepimizin..]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-bu-vatan-hepimizin-1084.html</link>
			<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 11:23:12 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-bu-vatan-hepimizin-1084.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://a4.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/298761_297237973625988_228090980540688_1411251_926272124_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 298761_297237973625988_228090980540688_1...2124_n.jpg]" /><br />
<br />
anlayan anladı..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://a4.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/298761_297237973625988_228090980540688_1411251_926272124_n.jpg" border="0" alt="[Resim: 298761_297237973625988_228090980540688_1...2124_n.jpg]" /><br />
<br />
anlayan anladı..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[burası istanbul.inanasım gelmiyor.]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-burasi-istanbul-inanasim-gelmiyor-1083.html</link>
			<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 10:05:52 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-burasi-istanbul-inanasim-gelmiyor-1083.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.yeniresimler.net/data/media/57/kis_manzaralari.jpg" border="0" alt="[Resim: kis_manzaralari.jpg]" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.yeniresimler.net/data/media/57/kis_manzaralari.jpg" border="0" alt="[Resim: kis_manzaralari.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[politik bi fıkra istermisiniz ?]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-politik-bi-fikra-istermisiniz-1082.html</link>
			<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 09:59:49 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-politik-bi-fikra-istermisiniz-1082.html</guid>
			<description><![CDATA[Tayyip'le Bush ilk bulusmalarinda birbirlerine hava atarlar...Bush, Tayyip'e "Bizde öyle bir teknoloji var ki, ölüyü diriltiriz" der. Tayyip altta kalmaz ve karsilik olarak "Bizde öyle bir teknoloji var ki,partimizin bütün üyelerine 100 metreyi 3 saniyede kosmayi ögretiyoruz" der.Türkiye'ye döndügünde Tayyip'i bir düsünce alir. Danismanlarini çagirtir veattigi palavrayi anlatir. "Haftaya Bush geliyor. Yalanimiz ortaya çikacak, acaba ne yapsak?" diye sorar.Danismanlarindan biri hemen yanitlar: "Onlara ölüyü nasil dirilttigini sordunuz mu?" "Hayir sormadik" "O halde hiç korkmayin baskanim, alin Bush'u Anitkabir'e götürün. Atatürk'ü diriltmesini isteyin.Diriltmezse o rezil olur. Yok eger diriltirse,siz zaten 100 metreyi 3 saniyede kosarsiniz!!!"]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tayyip'le Bush ilk bulusmalarinda birbirlerine hava atarlar...Bush, Tayyip'e "Bizde öyle bir teknoloji var ki, ölüyü diriltiriz" der. Tayyip altta kalmaz ve karsilik olarak "Bizde öyle bir teknoloji var ki,partimizin bütün üyelerine 100 metreyi 3 saniyede kosmayi ögretiyoruz" der.Türkiye'ye döndügünde Tayyip'i bir düsünce alir. Danismanlarini çagirtir veattigi palavrayi anlatir. "Haftaya Bush geliyor. Yalanimiz ortaya çikacak, acaba ne yapsak?" diye sorar.Danismanlarindan biri hemen yanitlar: "Onlara ölüyü nasil dirilttigini sordunuz mu?" "Hayir sormadik" "O halde hiç korkmayin baskanim, alin Bush'u Anitkabir'e götürün. Atatürk'ü diriltmesini isteyin.Diriltmezse o rezil olur. Yok eger diriltirse,siz zaten 100 metreyi 3 saniyede kosarsiniz!!!"]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[fıkraları severim..]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-fikralari-severim-1081.html</link>
			<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 09:53:37 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-fikralari-severim-1081.html</guid>
			<description><![CDATA[Kayserili bir iş adamının karışı ölür .<br />
gazeteye ilan vermek üzere bayiye giderr<br />
şöyle yazdırmak izter.<br />
- Karım refat etti perşembe öyle namazı sonrası herkezi cenaze namazına bekleriz.<br />
gazetede çalışan derki 3 kelime daha hakkınız var .<br />
peki der boşa gitmesin <br />
Ertesi gün gazetelerde şöyle çıkar .<br />
- Karım refat etti perşembe öyle namazı sonrası <br />
herkezi cenaze namazına bekleriz.SATILIK DOĞAN VAR <br />
---------------------------------------------------<br />
Babası küçük ayşeye sorar<br />
-koca pastayı yerken kardeşini hiç düşünmedin mi ?<br />
- Nasıl düşünmem babacıgım. Pastayı bitirmeden gelicek die <br />
ödüm koptu <br />
---------------------------------------------<br />
Lazlar gürcülerle savaşıyorlarmış<br />
lazlar gürcülere el bomabası atıyorlarmış<br />
gürcülere<br />
gürcülerde pimini çekip geri atıyorlarmış.<br />
--------------------------------------------<br />
bir gün kocası karısına sorar -karıcım çocuğumuz kime benziyor karısı -boş ver tanımassın <img src="images/smilies/panel2.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Panel2" title="Panel2" />)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kayserili bir iş adamının karışı ölür .<br />
gazeteye ilan vermek üzere bayiye giderr<br />
şöyle yazdırmak izter.<br />
- Karım refat etti perşembe öyle namazı sonrası herkezi cenaze namazına bekleriz.<br />
gazetede çalışan derki 3 kelime daha hakkınız var .<br />
peki der boşa gitmesin <br />
Ertesi gün gazetelerde şöyle çıkar .<br />
- Karım refat etti perşembe öyle namazı sonrası <br />
herkezi cenaze namazına bekleriz.SATILIK DOĞAN VAR <br />
---------------------------------------------------<br />
Babası küçük ayşeye sorar<br />
-koca pastayı yerken kardeşini hiç düşünmedin mi ?<br />
- Nasıl düşünmem babacıgım. Pastayı bitirmeden gelicek die <br />
ödüm koptu <br />
---------------------------------------------<br />
Lazlar gürcülerle savaşıyorlarmış<br />
lazlar gürcülere el bomabası atıyorlarmış<br />
gürcülere<br />
gürcülerde pimini çekip geri atıyorlarmış.<br />
--------------------------------------------<br />
bir gün kocası karısına sorar -karıcım çocuğumuz kime benziyor karısı -boş ver tanımassın <img src="images/smilies/panel2.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Panel2" title="Panel2" />)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[YENİ ANAYASA ve KÜRT SORUNU]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-yeni-anayasa-ve-kurt-sorunu-1080.html</link>
			<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 21:29:41 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-yeni-anayasa-ve-kurt-sorunu-1080.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #000080;">YENİ ANAYASA ve KÜRT SORUNU<br />
<br />
Yeni Anayasa, “yeni” olabilecek mi? Anayasa içerisinde, ülkenin temel sorunu olan Kürt Sorunu’na da bir çözüm düşünülüyor mu? Eğer bir çözüm düşünülüyorsa, nasıl bir çözüm düşünülüyor veya hangi kıstaslara göre hareket edilecektir, kamuoyu pek bilgilendirilmiyor ne yazık ki!..<br />
<br />
Bir kere, bilinmelidir ki, Kürt Sorunu, PKK’ yi de aşan, dört parçadaki tüm Kürtleri de aşan, uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Türkiye, dört başı mamur, demokratik bir çözüm üretmek zorundadır. Bölgedeki taşlar yerinden oynamadan ve iş işten geçmeden, gerekli olan demokratik süreç, geciktirilmeden başlatılmalıdır!..<br />
<br />
Bugün, dünyada ve bölgede Kürtlerin durumu nedir, kazanımları neler olmuştur, sorunun önünde ne gibi tuzaklar bulunuyor; bu sorunla uğraşan dünya devi ülkelerin plan ve projeleri var mıdır; varsa neler olabilir, tüm bunları ve daha fazlasını düşünmek ve geleceği şimdiden öngörmek gerekiyor.<br />
<br />
Dünya, internet hızıyla küçülmüş ve küçücük bir cebe bile sığar olmuştur; dünyanın her neresinde bir gelişme veya didişme varsa, her net kullanıcısı tarafından, birçok araç ile her şey izlenebiliyor, görülebiliyor artık. Elbette Kürtlerin tümünce de bu olanaklar söz konusudur. Bugünden sonra Kürtleri hiç kimse kandıramayacaktır. Kürtler, eski Kürtler olmadığı gibi, diğer halklardan insanlarımız da eskisi gibi kör ve cahil değildir. Bunu bilmezden gelmek pek de akıllıca olmayacaktır. <br />
<br />
Dün Kürtleri inkâr eden devlete karşı, bugün, Kürtlerden çok, Türk halkı veya diğer halklar tarafından itirazlar gelebiliyor ve Kürtleri inkâr anlayışı, herkesçe alay konusu olabilecek bir duruma gelinmiştir. İnsanlarımızın hoşgörü kültürü ve bilinç seviyesinin çıtası bir hayli yükselmiştir. Tüm dünya gelişiyorken, bizim, gözlerimizi kapatıp, hızlı gelişmeler karşısında kör ve sağır’ı oynayamayız.<br />
<br />
Ortadoğu’daki gelişmelere bir bakmak gerekir; “Arap Baharı” denen olay, nasıl ki Arapları aşan bir durum ise; yani uluslar arası gelişmelerin tezahürü ise; Kürt sorununda da, bu bilinçle ve geniş perspektiften bir bakış tarzıyla olayı değerlendirmek ve köklü bir çözümü şimdiden öngörmek gerekmektedir.<br />
<br />
Türkiye, NATO’ya gireli beri kendisini hep Avrupaî bir devlet olarak lanse ederek gelmiştir. Bunun böyle olmadığına, “Ergenekon Örgütü” davası bile tek başına izaha yeterlidir. Derin iktidarlar, uzun bir tek parti diktatörlüğünden sonra, on yılda bir gelen askeri müdahalelerle, bahane olarak savunulan sözde “Batılılaşma ve Avrupa Demokrasisi” uydurması ile, ucube bir demokrasi ve sahte bir laiklik kisvesi altında, demokrasi dışı ve baskıcı bir vesayet rejimi olarak, kendini, tüm halklara nasıl dayatmış olduğu artık bir sır olmaktan çıkmıştır. Konuya cahil kalan kimse kalmamıştır.<br />
<br />
Bugüne kadar gelen anayasalarda, teklif bile edilemeyen maddeler, çağdışı bir dayatma olduğu gibi, çok gülünç bir durumdur da... Allah’ın kitaplarının bile değiştirildiği bir dünyada yaşıyorsak, Türkiye uzayda bir yerde midir ki, bu dayatmaları bunca zaman, birçok kez değiştirilen(!) anayasalarda bu maddeler, zor gücüyle, yerinde bıraktırılmış ve onlara dokundurulmamıştır? Neden acaba? Nedeni ne demokratiktir ve ne de insanîdir. Bir şeyin üzerinde bir zorlama varsa, içinde bir iyi niyet de olmayacağı kolayca tahmin edilebilir artık. <br />
<br />
Hani nerededir gerçek Tevrat, hani nerededir orijinal Zebur veya İncil? Kur’an’ ın bile tartışıldığı bir zamanda, bu insan dayatması anayasanın değişmez maddeleri, bu kutsal kitaplardan daha mı kutsaldır ki dokunulamaz olabiliyor?! İnsan onuruyla ve aklıyla alay edilen bir saçmalıktır bu durum!.. Yeni Anayasa’da bu maddeler, yine korunacaksa, yapılacak anayasa da pek “yeni” olmayacak demektir. Vesayet rejiminin, korunmaya devam edildiği anlaşılmış olacaktır. Çözüm yerine, tekrardan bir çözümsüzlük dayatılmış olunacaktır. Çözümsüzlüğün bizi götüreceği yer ise karanlıktır…<br />
<br />
Gelelim, Kürt sorununa çözüm amaçlı bir “yeni anayasa” nın, yapısı ve içeriği nasıl olmalı kriterine.. Ortadoğu’da, Kürtlerin kazanımlarına ve komşulardaki gelişmelere göre, Kürtleri bekleyen gelişmeleri ve tahmin edilmesi zor olmayan, Kürtlere yeni statü sunma politikalarını öngörmek gerekiyor. Federal Irak’taki Federal Kürdistan, sadece ilânı kalmış, bağımsız bir devlet kadar özgür bir konumdadır. Anayasasıyla, idarî kurum ve kuruluşlarıyla, Arap ülkeleri karşısında örnek “demokratik” bir yapılanmayı ve hızla gelişmiş bir altyapıya sahip bir gerçek olgu olarak orta yerde duruyor. Kürtler, kendilerini burada, tarihlerinde hiç görülmemiş kadar, özgür, gelişmiş ve egemen görebildiler. Oradaki Kürtler, bu tarihi nimetten bir geri dönüşü asla kabul etmeyeceklerini ve bu kazanımlarını canları pahasına koruyacaklarını, hiç kimse inkâr edemez artık. Yakında orada, bir “Bağımsız Kürdistan” ilânı olmayacağının bir garantisi de yoktur; sadece uluslararası gelişmelere göre uygun bir zaman ve ân meselesidir. Oradaki Kürtlerin, neredeyse tamamının gönlünde bağımsızlık yatıyor; dünya konjonktürü de yavaş yavaş bu eğilimi benimsemeye başlıyor gibi ve başlayacaktır. Federal Irak’ın çözümsüz durumu bunu hızlandırabilir. BM ve kimi Avrupa ülkeleri de, olası gelişmelere hazırlıklı olmak ve çıkarlarına göre mevzilenmek adına, planlarını bu yönde geliştiriyorlar sanırım.<br />
<br />
Suriye’deki gelişmelerin de oradaki Kürtlere bir statü sunacağı aşikârdır; bu parçanın statüsü, Suriye içinde mi, Federal Kürdistan ile birlikte mi düşünülüp, değerlendirilebileceği, ucu kapalı bir vaziyeti arz ediyor. Ardından sıra İran’a sıra gelirse, oranın da yumuşak karnı yine bir “Kürdistan” sorunu olacaktır.<br />
<br />
Yeni Anayasa yapılacaksa, tüm bu gerçekleri göz önüne getirilerek Kürt sorununa öyle bir çözüm geliştirilmelidir ki, Türkiye’deki Kürtler için, dışarıdaki bir oluşum, çekim merkezi olmasın. Kendi Kürtlerine sunacakları haklar veya onlara tanınacak statü, diğer parçalara göre daha cazip ve daha demokratik olmalıdır ki, Kürtler, kendilerini burada daha rahat ve daha özgür görebilmelidir. Öyle ki, ilerde bu sorun, dış güçlerce bile tekrar kaşınabilecek bir çıban durumunda olmasın. Doğru ve kalıcı bir çözüm süreci düşünülmelidir. <br />
<br />
Halklar arasında hiçbir sorun yoktur; iktidarlar ne ektilerse onu biçtiler ve elbette dış güçler de, çıkarları gereği, olaylara katkı olsun diye tuzlarını, biberlerini katmışlardır. Zararın neresinden dönülse kârdır. Ne yaşandıysa yaşandı; demokratik bir barış ve eşit özgürlüklerle herkesçe benimsenecek birliktelikler sağlamak zor olmayacaktır. Yeter ki niyetler ciddi olsun ve soruna gerçekçi yaklaşımlar sergilensin. <br />
<br />
Demokratik süreç başladıkça ve ilerledikçe, halklarımız da hızla bir huzura erecek ve birbirlerini sevgi ve saygıyla kucaklayabilecektir. Karşılıklı güvenin olduğu yerde ayrılıkların sözü bile edilmeyeceği görülecektir. Hepimiz kardeşiz ve kardeşler de eşit hak ve hukuklara sahip olurlar.<br />
<br />
Sürecin gerisinde kalmayalım, süreç ile yarışmayalım bile; doğru olan süreci arkamıza alıp onun önüne geçmektir. Halklarımızın huzur ve saadeti için böyle bir demokratik hızı gerçekleştirmek zorundayız. Halklarımız, fazlasıyla buna layıktırlar. İşi bozmak kolaydır, önemli olan yapıcı olabilmektir. Yapıcı olduğunuzu iddia ediyorsanız, durmayın, ileriye atılın; gerekli hıza ulaşırsanız, biliniz ki, tüm halklarımızın hoşgörülü güzel yüreklerine de ulaşmışsınızdır.<br />
<br />
Her şey, demokratik bir çözümde, özgür ve eşit bir statü kardeşliği için olsun.<br />
Selam ve sevgiyle kalın.<br />
<br />
M.Nazım Güler -05.02.2012<br />
info@mnazim.com<br />
<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #000080;">YENİ ANAYASA ve KÜRT SORUNU<br />
<br />
Yeni Anayasa, “yeni” olabilecek mi? Anayasa içerisinde, ülkenin temel sorunu olan Kürt Sorunu’na da bir çözüm düşünülüyor mu? Eğer bir çözüm düşünülüyorsa, nasıl bir çözüm düşünülüyor veya hangi kıstaslara göre hareket edilecektir, kamuoyu pek bilgilendirilmiyor ne yazık ki!..<br />
<br />
Bir kere, bilinmelidir ki, Kürt Sorunu, PKK’ yi de aşan, dört parçadaki tüm Kürtleri de aşan, uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Türkiye, dört başı mamur, demokratik bir çözüm üretmek zorundadır. Bölgedeki taşlar yerinden oynamadan ve iş işten geçmeden, gerekli olan demokratik süreç, geciktirilmeden başlatılmalıdır!..<br />
<br />
Bugün, dünyada ve bölgede Kürtlerin durumu nedir, kazanımları neler olmuştur, sorunun önünde ne gibi tuzaklar bulunuyor; bu sorunla uğraşan dünya devi ülkelerin plan ve projeleri var mıdır; varsa neler olabilir, tüm bunları ve daha fazlasını düşünmek ve geleceği şimdiden öngörmek gerekiyor.<br />
<br />
Dünya, internet hızıyla küçülmüş ve küçücük bir cebe bile sığar olmuştur; dünyanın her neresinde bir gelişme veya didişme varsa, her net kullanıcısı tarafından, birçok araç ile her şey izlenebiliyor, görülebiliyor artık. Elbette Kürtlerin tümünce de bu olanaklar söz konusudur. Bugünden sonra Kürtleri hiç kimse kandıramayacaktır. Kürtler, eski Kürtler olmadığı gibi, diğer halklardan insanlarımız da eskisi gibi kör ve cahil değildir. Bunu bilmezden gelmek pek de akıllıca olmayacaktır. <br />
<br />
Dün Kürtleri inkâr eden devlete karşı, bugün, Kürtlerden çok, Türk halkı veya diğer halklar tarafından itirazlar gelebiliyor ve Kürtleri inkâr anlayışı, herkesçe alay konusu olabilecek bir duruma gelinmiştir. İnsanlarımızın hoşgörü kültürü ve bilinç seviyesinin çıtası bir hayli yükselmiştir. Tüm dünya gelişiyorken, bizim, gözlerimizi kapatıp, hızlı gelişmeler karşısında kör ve sağır’ı oynayamayız.<br />
<br />
Ortadoğu’daki gelişmelere bir bakmak gerekir; “Arap Baharı” denen olay, nasıl ki Arapları aşan bir durum ise; yani uluslar arası gelişmelerin tezahürü ise; Kürt sorununda da, bu bilinçle ve geniş perspektiften bir bakış tarzıyla olayı değerlendirmek ve köklü bir çözümü şimdiden öngörmek gerekmektedir.<br />
<br />
Türkiye, NATO’ya gireli beri kendisini hep Avrupaî bir devlet olarak lanse ederek gelmiştir. Bunun böyle olmadığına, “Ergenekon Örgütü” davası bile tek başına izaha yeterlidir. Derin iktidarlar, uzun bir tek parti diktatörlüğünden sonra, on yılda bir gelen askeri müdahalelerle, bahane olarak savunulan sözde “Batılılaşma ve Avrupa Demokrasisi” uydurması ile, ucube bir demokrasi ve sahte bir laiklik kisvesi altında, demokrasi dışı ve baskıcı bir vesayet rejimi olarak, kendini, tüm halklara nasıl dayatmış olduğu artık bir sır olmaktan çıkmıştır. Konuya cahil kalan kimse kalmamıştır.<br />
<br />
Bugüne kadar gelen anayasalarda, teklif bile edilemeyen maddeler, çağdışı bir dayatma olduğu gibi, çok gülünç bir durumdur da... Allah’ın kitaplarının bile değiştirildiği bir dünyada yaşıyorsak, Türkiye uzayda bir yerde midir ki, bu dayatmaları bunca zaman, birçok kez değiştirilen(!) anayasalarda bu maddeler, zor gücüyle, yerinde bıraktırılmış ve onlara dokundurulmamıştır? Neden acaba? Nedeni ne demokratiktir ve ne de insanîdir. Bir şeyin üzerinde bir zorlama varsa, içinde bir iyi niyet de olmayacağı kolayca tahmin edilebilir artık. <br />
<br />
Hani nerededir gerçek Tevrat, hani nerededir orijinal Zebur veya İncil? Kur’an’ ın bile tartışıldığı bir zamanda, bu insan dayatması anayasanın değişmez maddeleri, bu kutsal kitaplardan daha mı kutsaldır ki dokunulamaz olabiliyor?! İnsan onuruyla ve aklıyla alay edilen bir saçmalıktır bu durum!.. Yeni Anayasa’da bu maddeler, yine korunacaksa, yapılacak anayasa da pek “yeni” olmayacak demektir. Vesayet rejiminin, korunmaya devam edildiği anlaşılmış olacaktır. Çözüm yerine, tekrardan bir çözümsüzlük dayatılmış olunacaktır. Çözümsüzlüğün bizi götüreceği yer ise karanlıktır…<br />
<br />
Gelelim, Kürt sorununa çözüm amaçlı bir “yeni anayasa” nın, yapısı ve içeriği nasıl olmalı kriterine.. Ortadoğu’da, Kürtlerin kazanımlarına ve komşulardaki gelişmelere göre, Kürtleri bekleyen gelişmeleri ve tahmin edilmesi zor olmayan, Kürtlere yeni statü sunma politikalarını öngörmek gerekiyor. Federal Irak’taki Federal Kürdistan, sadece ilânı kalmış, bağımsız bir devlet kadar özgür bir konumdadır. Anayasasıyla, idarî kurum ve kuruluşlarıyla, Arap ülkeleri karşısında örnek “demokratik” bir yapılanmayı ve hızla gelişmiş bir altyapıya sahip bir gerçek olgu olarak orta yerde duruyor. Kürtler, kendilerini burada, tarihlerinde hiç görülmemiş kadar, özgür, gelişmiş ve egemen görebildiler. Oradaki Kürtler, bu tarihi nimetten bir geri dönüşü asla kabul etmeyeceklerini ve bu kazanımlarını canları pahasına koruyacaklarını, hiç kimse inkâr edemez artık. Yakında orada, bir “Bağımsız Kürdistan” ilânı olmayacağının bir garantisi de yoktur; sadece uluslararası gelişmelere göre uygun bir zaman ve ân meselesidir. Oradaki Kürtlerin, neredeyse tamamının gönlünde bağımsızlık yatıyor; dünya konjonktürü de yavaş yavaş bu eğilimi benimsemeye başlıyor gibi ve başlayacaktır. Federal Irak’ın çözümsüz durumu bunu hızlandırabilir. BM ve kimi Avrupa ülkeleri de, olası gelişmelere hazırlıklı olmak ve çıkarlarına göre mevzilenmek adına, planlarını bu yönde geliştiriyorlar sanırım.<br />
<br />
Suriye’deki gelişmelerin de oradaki Kürtlere bir statü sunacağı aşikârdır; bu parçanın statüsü, Suriye içinde mi, Federal Kürdistan ile birlikte mi düşünülüp, değerlendirilebileceği, ucu kapalı bir vaziyeti arz ediyor. Ardından sıra İran’a sıra gelirse, oranın da yumuşak karnı yine bir “Kürdistan” sorunu olacaktır.<br />
<br />
Yeni Anayasa yapılacaksa, tüm bu gerçekleri göz önüne getirilerek Kürt sorununa öyle bir çözüm geliştirilmelidir ki, Türkiye’deki Kürtler için, dışarıdaki bir oluşum, çekim merkezi olmasın. Kendi Kürtlerine sunacakları haklar veya onlara tanınacak statü, diğer parçalara göre daha cazip ve daha demokratik olmalıdır ki, Kürtler, kendilerini burada daha rahat ve daha özgür görebilmelidir. Öyle ki, ilerde bu sorun, dış güçlerce bile tekrar kaşınabilecek bir çıban durumunda olmasın. Doğru ve kalıcı bir çözüm süreci düşünülmelidir. <br />
<br />
Halklar arasında hiçbir sorun yoktur; iktidarlar ne ektilerse onu biçtiler ve elbette dış güçler de, çıkarları gereği, olaylara katkı olsun diye tuzlarını, biberlerini katmışlardır. Zararın neresinden dönülse kârdır. Ne yaşandıysa yaşandı; demokratik bir barış ve eşit özgürlüklerle herkesçe benimsenecek birliktelikler sağlamak zor olmayacaktır. Yeter ki niyetler ciddi olsun ve soruna gerçekçi yaklaşımlar sergilensin. <br />
<br />
Demokratik süreç başladıkça ve ilerledikçe, halklarımız da hızla bir huzura erecek ve birbirlerini sevgi ve saygıyla kucaklayabilecektir. Karşılıklı güvenin olduğu yerde ayrılıkların sözü bile edilmeyeceği görülecektir. Hepimiz kardeşiz ve kardeşler de eşit hak ve hukuklara sahip olurlar.<br />
<br />
Sürecin gerisinde kalmayalım, süreç ile yarışmayalım bile; doğru olan süreci arkamıza alıp onun önüne geçmektir. Halklarımızın huzur ve saadeti için böyle bir demokratik hızı gerçekleştirmek zorundayız. Halklarımız, fazlasıyla buna layıktırlar. İşi bozmak kolaydır, önemli olan yapıcı olabilmektir. Yapıcı olduğunuzu iddia ediyorsanız, durmayın, ileriye atılın; gerekli hıza ulaşırsanız, biliniz ki, tüm halklarımızın hoşgörülü güzel yüreklerine de ulaşmışsınızdır.<br />
<br />
Her şey, demokratik bir çözümde, özgür ve eşit bir statü kardeşliği için olsun.<br />
Selam ve sevgiyle kalın.<br />
<br />
M.Nazım Güler -05.02.2012<br />
info@mnazim.com<br />
<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KADINLARI KİM ÖLDÜRÜYOR?]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-kadinlari-kim-olduruyor-1078.html</link>
			<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 00:04:29 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-kadinlari-kim-olduruyor-1078.html</guid>
			<description><![CDATA[İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) geçtiğimiz günlerde 2012 raporunu açıkladı. Örgüt, ülkemizdeki bazı gelişmeleri kaygı verici bulurken, Türkiye’ye baskıyı durdurma çağrısında bulundu ve Türkiye’nin inandırıcılığını yitirmeye başladığını söyledi.<br />
<br />
Tutuklu gazeteciler ve 34 vatandaşımızın bombalanması gibi konuların da yer aldığı raporda, dikkat çekilen başlıklardan biri de şiddet olayları ve son zamanlarda kadınlara yönelik şiddet artışı oldu.<br />
<br />
Biliyorsunuz bir süredir haber bültenlerinde sıklıkla <span style="font-weight: bold;">kadın cinayeti</span> haberleri duyuyoruz. Son zamanlarda kadınlara yönelik cinayetlerde gerçekten belirgin bir artış mı var, yoksa işin içinde başka bir şeyler mi var diye konuyla ilgili birkaç yazı okumaya karar verdim. Edindiğim bilgileri burada paylaşmak istiyorum.<br />
<br />
<br />
Doğrusunu söylemek gerekirse adalet bakanlığından alınan veriler ürkütücüydü. DTP milletvekili Fatma Kurtulan’ın soru önergesine, adalet bakanlığınca verilen cevaba göre, kadına şiddet son 10 yılda, yüzde 1400 artış göstermiş durumda. İstatistiklere baktığımızda, 2009'un ilk yedi ayında, günde ortalama 4 kadın öldürülmüş. Ürpertici…<br />
<br />
<br />
Kadınların öldürülme gerekçelerinde; <span style="font-weight: bold;">kıskançlık, aldatılma, boşanma</span> sebepleri ön plana çıkıyor. Bu maddelere baktığımızda, problemin temelinde aile kavramının olduğunu açıkça görebiliyoruz. Dolayısıyla aile içi şiddet konusunu salt “kadın” başlığına endekslemek sorunlu görünüyor. Çünkü kıskançlık, aldatılma, boşanma ve benzeri konuları sadece kadınlar üzerinden ele alamayız. Ancak, medya haberleri daha çok “kadın cinayetleri” şeklinde bir manşet ile, meseleyi <span style="font-weight: bold;">“aile”</span> kavramından uzaklaştırmış intibaı veriyor. Bunda kadın derneklerinin de epeyce katkısı olduğunu ifade etmeliyiz.<br />
<br />
Örneğin son zamanlarda medya diline hâkim olan “kadın cinayetleri” ifadesini dilimize yerleştirmiş olmayı başarı addeden feminist kadınlar toplulukları yok değil. Oysaki maktul kim olursa olsun yapılan eylemin adı kat’i suretle cinayettir. Bunun başına “kadın” ifadesini getirerek altını çizmek, hatta biraz da afili bir ifade ile zihinlere kodlamak bana doğru görünmüyor. Hatta kadınların iyiliği için çalışmalar yaptığını sandığımız feminist çizgilerdeki bazı yazarlardan erkeğe şiddeti tasvip edici cümleleri gördüğümde işin aslında kadın hakları olmadığı daha bir açığa çıkıyordu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Kadınların hakkını korumanın yolu, bir erkeğin bıçaklanmasını olumlu karşılamaktan geçmez, geçmemeli.</span> Artık mesele kadın-erkek sorunundan çok daha öte, bir insanlık sorunu olmaya doğru gidiyor.<br />
<br />
Bir yandan da şunu merak etmiyor değilim. “Kadın cinayetleri” konusunun dilimize yerleşmesiyle, kadınlara yönelik cinayet ve şiddet olayları arasındaki korelasyon nedir acaba? Hani, <span style="font-weight: bold;">kötülüğün tasviri saf zihinleri bozar </span>ya. Çözüme yönelik çalışmalardan ziyade şiddetin anlatıldığı/aktarıldığı/gözümüze sokulduğu bir gerçek. Hani neredeyse reklâmı yapılıyor, yol yordam gösteriliyor bile denilebilecek kadar abartılı ve ayrıntılı şekilde konu oluyor haberlerimize. Örneklik teşkil edilmesi bir yana, normalize ediliyor. Burada sorumluluk görsel ve yazılı medya çalışanlarına düşüyor. Dileyelim de bundan sonraki dönemlerde daha itinalı davransınlar.<br />
<br />
Tabi medyadaki sorun sadece haberlerle sınırlı değil. Maalesef her gece evlerimizde onlarca cinayet işleniyor ve bizler ailecek <span style="font-weight: bold;">“seyirci”</span> konumunda izliyoruz, belki de zihinsel olarak kanıksıyoruz. Geniş kitlelerce seyredilen dizilerin aile içi şiddet sahneleri reyting kaynağı oluyor. Ne yazık ki RTÜK ise sadece reklâm mozaikleme ile görevini yaptığını sanıyor. Oysaki her gün ekranlarda aile içi şiddet seyretmenin ruh sağlığımıza etkisi bir yana; aklımıza bile gelmeyecek hadiseleri heyecanla takip ederken, farkında olmadan zihnimizde yer edebileceğine dikkat çekmek, komplo teorisi olarak görülmemeli derim.<br />
<br />
Kitaplar düşüncelerimizi etkiliyor olmasaydı, bazıları bazılarınca yasaklanıyor da olmazdı. Niçin seyrettiklerimizin de düşüncelerimizi etkileyebileceğine aynı özeni göstermiyoruz?<br />
Ne yazık ki şiddet konusuyla ilgili okuduğum metinlerde, yukarıda bahsettiğim endişeleri göremedim.<br />
<br />
Merak ettiğim bir diğer konu ise, <span style="font-weight: bold;">“erkek cinayetleri”</span>nde durumun ne olduğu? Kadın cinayetlerinin istatistik verilerini biliyoruz, peki ya işin erkekler ayağında durum nedir? Mesela hiç şiddet gören erkek yok mu? Eşi veya sevgilisi olan bir kadın tarafından öldürülen, yaralanan erkek sayısı kaçtır? Ya da hem kadının hem erkeğin öldüğü vakalar da sadece “kadın cinayeti” olarak mı geçiyor?<br />
<br />
Oysaki haberlere şöyle bir baktığımda bile birçok erkek ölüm haberini de görebildim. Ancak meselenin “aile” bağlamından dışlanabilmesi için onlar gündem olamıyor. Çünkü birileri yaşanılan sorunları sadece “kadın” olmak ile açıklamak gayretinde.<br />
<br />
Öte yandan hükümet, kadına şiddet haberlerinin abartıldığını düşünüyor ve suçlanma endişesiyle sorun yokmuş gibi yapmayı tercih ediyor. Yani bir taraf, olayları saptırmaya çalışırken, diğer taraf da görmezden geliyor. Hâlbuki hükümetin, feminist cepheden gelen eleştirilerden çekinmesine hiç gerek yok. Çünkü onların söylemleri ilersiz tutarsız bir koflukta.<br />
<br />
Mesela yıllardır medeni kanundaki <span style="font-weight: bold;">“aile reisliği”</span> konusu sorunların kaynağı olarak lanse edilmekteydi. Artık aile reisliği kanunlardan çıkartılmış durumda, ancak ne yazık ki sorunlar azalmak yerine üstelik artıyor bile.<br />
<br />
Feminist kitlece şimdi de başbakanın, <span style="font-weight: bold;">“kadın erkek eşit değildir”</span> söylemi problemin kaynağı olarak kabul ediliyor. Hükümet, meseleye salt kadın meselesi olarak değil de boşanma ve aile sorunu olarak bakıyor diye eleştiriliyor.<br />
<br />
Üzülerek ifade etmeliyim ki hemcinslerimin böylesi kof söylemlerin ardına takılmış olmasından ötürü sadece üzgün değil, aynı zamanda utanç duyuyorum. Kadınların, kendilerini ilgilendiren konularda en az erkekler kadar doğru bakış açısına sahip olmalarını dilerdim.<br />
<br />
Dilerseniz bir sonraki yazıyla konuya devam edelim.<br />
<br />
04 Şubat 2012 Cumartesi 23:06<br />
hatice.adalar@gmail.com<br />
<br />
<a href="http://getir.net/r842" target="_blank">Kaynak</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) geçtiğimiz günlerde 2012 raporunu açıkladı. Örgüt, ülkemizdeki bazı gelişmeleri kaygı verici bulurken, Türkiye’ye baskıyı durdurma çağrısında bulundu ve Türkiye’nin inandırıcılığını yitirmeye başladığını söyledi.<br />
<br />
Tutuklu gazeteciler ve 34 vatandaşımızın bombalanması gibi konuların da yer aldığı raporda, dikkat çekilen başlıklardan biri de şiddet olayları ve son zamanlarda kadınlara yönelik şiddet artışı oldu.<br />
<br />
Biliyorsunuz bir süredir haber bültenlerinde sıklıkla <span style="font-weight: bold;">kadın cinayeti</span> haberleri duyuyoruz. Son zamanlarda kadınlara yönelik cinayetlerde gerçekten belirgin bir artış mı var, yoksa işin içinde başka bir şeyler mi var diye konuyla ilgili birkaç yazı okumaya karar verdim. Edindiğim bilgileri burada paylaşmak istiyorum.<br />
<br />
<br />
Doğrusunu söylemek gerekirse adalet bakanlığından alınan veriler ürkütücüydü. DTP milletvekili Fatma Kurtulan’ın soru önergesine, adalet bakanlığınca verilen cevaba göre, kadına şiddet son 10 yılda, yüzde 1400 artış göstermiş durumda. İstatistiklere baktığımızda, 2009'un ilk yedi ayında, günde ortalama 4 kadın öldürülmüş. Ürpertici…<br />
<br />
<br />
Kadınların öldürülme gerekçelerinde; <span style="font-weight: bold;">kıskançlık, aldatılma, boşanma</span> sebepleri ön plana çıkıyor. Bu maddelere baktığımızda, problemin temelinde aile kavramının olduğunu açıkça görebiliyoruz. Dolayısıyla aile içi şiddet konusunu salt “kadın” başlığına endekslemek sorunlu görünüyor. Çünkü kıskançlık, aldatılma, boşanma ve benzeri konuları sadece kadınlar üzerinden ele alamayız. Ancak, medya haberleri daha çok “kadın cinayetleri” şeklinde bir manşet ile, meseleyi <span style="font-weight: bold;">“aile”</span> kavramından uzaklaştırmış intibaı veriyor. Bunda kadın derneklerinin de epeyce katkısı olduğunu ifade etmeliyiz.<br />
<br />
Örneğin son zamanlarda medya diline hâkim olan “kadın cinayetleri” ifadesini dilimize yerleştirmiş olmayı başarı addeden feminist kadınlar toplulukları yok değil. Oysaki maktul kim olursa olsun yapılan eylemin adı kat’i suretle cinayettir. Bunun başına “kadın” ifadesini getirerek altını çizmek, hatta biraz da afili bir ifade ile zihinlere kodlamak bana doğru görünmüyor. Hatta kadınların iyiliği için çalışmalar yaptığını sandığımız feminist çizgilerdeki bazı yazarlardan erkeğe şiddeti tasvip edici cümleleri gördüğümde işin aslında kadın hakları olmadığı daha bir açığa çıkıyordu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Kadınların hakkını korumanın yolu, bir erkeğin bıçaklanmasını olumlu karşılamaktan geçmez, geçmemeli.</span> Artık mesele kadın-erkek sorunundan çok daha öte, bir insanlık sorunu olmaya doğru gidiyor.<br />
<br />
Bir yandan da şunu merak etmiyor değilim. “Kadın cinayetleri” konusunun dilimize yerleşmesiyle, kadınlara yönelik cinayet ve şiddet olayları arasındaki korelasyon nedir acaba? Hani, <span style="font-weight: bold;">kötülüğün tasviri saf zihinleri bozar </span>ya. Çözüme yönelik çalışmalardan ziyade şiddetin anlatıldığı/aktarıldığı/gözümüze sokulduğu bir gerçek. Hani neredeyse reklâmı yapılıyor, yol yordam gösteriliyor bile denilebilecek kadar abartılı ve ayrıntılı şekilde konu oluyor haberlerimize. Örneklik teşkil edilmesi bir yana, normalize ediliyor. Burada sorumluluk görsel ve yazılı medya çalışanlarına düşüyor. Dileyelim de bundan sonraki dönemlerde daha itinalı davransınlar.<br />
<br />
Tabi medyadaki sorun sadece haberlerle sınırlı değil. Maalesef her gece evlerimizde onlarca cinayet işleniyor ve bizler ailecek <span style="font-weight: bold;">“seyirci”</span> konumunda izliyoruz, belki de zihinsel olarak kanıksıyoruz. Geniş kitlelerce seyredilen dizilerin aile içi şiddet sahneleri reyting kaynağı oluyor. Ne yazık ki RTÜK ise sadece reklâm mozaikleme ile görevini yaptığını sanıyor. Oysaki her gün ekranlarda aile içi şiddet seyretmenin ruh sağlığımıza etkisi bir yana; aklımıza bile gelmeyecek hadiseleri heyecanla takip ederken, farkında olmadan zihnimizde yer edebileceğine dikkat çekmek, komplo teorisi olarak görülmemeli derim.<br />
<br />
Kitaplar düşüncelerimizi etkiliyor olmasaydı, bazıları bazılarınca yasaklanıyor da olmazdı. Niçin seyrettiklerimizin de düşüncelerimizi etkileyebileceğine aynı özeni göstermiyoruz?<br />
Ne yazık ki şiddet konusuyla ilgili okuduğum metinlerde, yukarıda bahsettiğim endişeleri göremedim.<br />
<br />
Merak ettiğim bir diğer konu ise, <span style="font-weight: bold;">“erkek cinayetleri”</span>nde durumun ne olduğu? Kadın cinayetlerinin istatistik verilerini biliyoruz, peki ya işin erkekler ayağında durum nedir? Mesela hiç şiddet gören erkek yok mu? Eşi veya sevgilisi olan bir kadın tarafından öldürülen, yaralanan erkek sayısı kaçtır? Ya da hem kadının hem erkeğin öldüğü vakalar da sadece “kadın cinayeti” olarak mı geçiyor?<br />
<br />
Oysaki haberlere şöyle bir baktığımda bile birçok erkek ölüm haberini de görebildim. Ancak meselenin “aile” bağlamından dışlanabilmesi için onlar gündem olamıyor. Çünkü birileri yaşanılan sorunları sadece “kadın” olmak ile açıklamak gayretinde.<br />
<br />
Öte yandan hükümet, kadına şiddet haberlerinin abartıldığını düşünüyor ve suçlanma endişesiyle sorun yokmuş gibi yapmayı tercih ediyor. Yani bir taraf, olayları saptırmaya çalışırken, diğer taraf da görmezden geliyor. Hâlbuki hükümetin, feminist cepheden gelen eleştirilerden çekinmesine hiç gerek yok. Çünkü onların söylemleri ilersiz tutarsız bir koflukta.<br />
<br />
Mesela yıllardır medeni kanundaki <span style="font-weight: bold;">“aile reisliği”</span> konusu sorunların kaynağı olarak lanse edilmekteydi. Artık aile reisliği kanunlardan çıkartılmış durumda, ancak ne yazık ki sorunlar azalmak yerine üstelik artıyor bile.<br />
<br />
Feminist kitlece şimdi de başbakanın, <span style="font-weight: bold;">“kadın erkek eşit değildir”</span> söylemi problemin kaynağı olarak kabul ediliyor. Hükümet, meseleye salt kadın meselesi olarak değil de boşanma ve aile sorunu olarak bakıyor diye eleştiriliyor.<br />
<br />
Üzülerek ifade etmeliyim ki hemcinslerimin böylesi kof söylemlerin ardına takılmış olmasından ötürü sadece üzgün değil, aynı zamanda utanç duyuyorum. Kadınların, kendilerini ilgilendiren konularda en az erkekler kadar doğru bakış açısına sahip olmalarını dilerdim.<br />
<br />
Dilerseniz bir sonraki yazıyla konuya devam edelim.<br />
<br />
04 Şubat 2012 Cumartesi 23:06<br />
hatice.adalar@gmail.com<br />
<br />
<a href="http://getir.net/r842" target="_blank">Kaynak</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[YENİ ANAYASA, SON ANAYASAMIZ OLMAYACAKTIR.]]></title>
			<link>http://www.mnazim.com/konu-yeni-anayasa-son-anayasamiz-olmayacaktir-1072.html</link>
			<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 19:31:55 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.mnazim.com/konu-yeni-anayasa-son-anayasamiz-olmayacaktir-1072.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #000080;">YENİ ANAYASA, SON ANAYASAMIZ OLMAYACAKTIR.<br />
<br />
 Uluslararası Stratejik Tahlil ve Araştırmalar Merkezi (USTAD)’ ın, “Yeni Anayasa ve Sivilleşme” başlığı altında görüşlerine başvurmak üzere DP eski Genel Başkanı Süleyman Soylu’ yu konuk etmesi ve onunla düzenledikleri halk söyleşisine (dinleyici olarak) ben de katıldım. Başta başkan Ahmet Akgül olmak üzere USTAD temsilcilerine ve katkısı olan herkese teşekkür ediyorum. Güzel bir paylaşım oldu.<br />
<br />
 Öncelikle belirteyim ki, böylesi halk ile yapılan söyleşilerin, potansiyel liderler veya uzman akademisyenlerle daha sık yapılmasının taraftarıyım. Panel sonunda, dinleyicilerden gelen sorulara açık yüreklilikle cevapların verilmesi durumu da söyleşiye ayrı bir kalite katıyor.<br />
<br />
 Süleyman Soylu, konuşmasında, geniş bir vizyon ortaya koyarak, geniş ölçekli bir bakışla neredeyse dokunmadığı konu bırakmadı. Bölgeye gelen her lider gibi, bölge sorunları hakkında olumlu mesajlar verip, iyimser dokunuşlar yaptı. Çok güzel şeyler söyledi. Sonuç itibariyle, doğru çözümlemeler var, ciddi bir çözüm yok; gerçekçi analizler var, uygulamaya dair adım atmak yoktur, ne yazık ki... Ancak, iyi ki geldi ve iyi ki onun görüşlerini, kendi ağzından dinledik. Bu onun için de, bizim için de güzel olmuştur, diyebilirim. Diyalogdan zarar değil, yarar çıkar; öyle de olmalıdır...<br />
<br />
 Geçmişte gelen her lider, bölgenin sorunlarına kesinlikle vakıf olarak, nabza şerbet mesajlar sunabildiler; ama çözüme dair bir tek kırıntıları olmadı. Hatta kendi bölgelerine (veya Ankara’ya) döndüklerinde, bölgemizdeki o doğru söylemlerinin tam tersi söylemlerle geri adımlar attılar; yani gerçek yüzlerine (veya statükocu sistemin emrine) dönüverdiler. Bölge halkına sundukları hayal, kısa bir süre içinde, balon gibi sönüveriyordu her seferinde.<br />
<br />
 Demirel, “Kürt Realitesi” ni tanıdı da ne oldu; ona, “Baba” diyenleri hala anlayamıyorum..Sahi neyin veya kimlerin “baba” sıydı.. Tüm demokrasi (Tokmak-Rasi) havarisi askeri darbeler, hep ona misafir oldu ve darbelerden sonra onun rütbesi hep yükseldi.. O, “Baba”larıydı, “Bir Bilen” iydi onların..<br />
<br />
 Mesut Yılmaz, Diyarbakır’da; Avrupa’ya giden yol Diyarbakır’dan geçer, demişti. Kürtler açısından; bu mesaj, “Türkiye’nin de bir Kürdistan’ ı var ve başkenti de Diyarbakır’dır”, gibi bir mesaj verildiği biçiminde algılandı. Bu da tam bir yanılgıydı…<br />
<br />
 Tayyip Erdoğan da, 2005 yılında gittiği Diyarbakır’da; “Kürt sorunu vardır ve bu benim de sorunumdur. Devlet de geçmişte hatalar yapmıştır.” dedi. Kürtler de, onun için; işte tarihiyle yüzleşebilecek lider, deyip, onunla çözüm gelecek, hayalini kurdular bir daha.. Ama o demecin arkasından kim bilir kaç kere “Tek dil, tek millet…” dedi Erdoğan; yani o,Kürtçe de yok, Kürt milleti de yoktur, demek istiyordu açıkça. Erdoğan için, tek dil, Türkçe; tek millet de Türk milletiydi. Kürt açılımı da, bu “tek” gördüğü “Millet’ in Birlik ve Bütünlük Projesi”ne dönüşünce, bir balon daha sönmüş oluyordu...<br />
<br />
 Süleyman Soylu da, Mardin panelindeki konuşmalarında sık tekrar ettiği; Adnan Menderes, Kürtlerle barışmak için, Şeyh Sait’in torunu A.Melik Fırat’a gidip milletvekili olması için, ikna etmesini, yeni bir bilgiymiş gibi bize sunuyordu. Oysa bu bilgiyi, bizzat A.Melik Fırat’ın ağzından duymuştuk. Menderes’in niyeti, Kürt milletiyle barışmak mıydı; yoksa Kürt oylarını kendi partisine “paket” yapmak için miydi; onu bilenler, biliyor zaten… Düne takılmak günü değildir; o da bir mazlum oldu sonuçta...<br />
<br />
 Ancak, Soylu’ nun, konuşmaları içinde söylediği tartışılmaz bir gerçek vardı ki, seçim dönemlerindeki yazılarımda ben de üzerinde durmuştum; o da, BDP dahil, Ak Parti, CHP, MHP ve tüm siyasi partiler, “Lider Sultası” altında olduklarından, parti içi demokrasiyi bile uygulamıyorlar, gerçeğiydi. Milletvekili adayları, halk (parti tabanları) tarafından değil de, parti liderleri tarafından seçilebiliyorlar sürekli.<br />
<br />
 Yeni Anayasa’yı kimler şekillendirecektir peki; bu partilerle ve bu liderlerle nasıl bir “Yeni Anayasa” orta çıkabilir ki; merak ediyorum doğrusu. Yeni Anayasa, sivil olmalı denilince, aklımıza sivil toplum örgütleri de geliyor hani; bu örgütlerin de perişan halleri ortada duruyor... Kimi gösteriler, 40-50 sivil örgütün ortaklaşa düzenlediği söylenir; gösteriye katılım kitlesine bakıyoruz da, düzenlemesinde imzası olan o kadar örgütün asil ve yedek üye sayısı kadar bile bir kitle oluşmuş değildir. Sıradan üyeleri de yok mudur bu kuruluşların; ya da birer tabanları olmaz mı yani? O dernek ve kuruluşların kimilerine, “Sivil” demeğe bin şahit ister neredeyse.. Bu dernek ve kuruluşların, yeni bir anayasanın ortaya çıkmasında demokratik katkıları veya etkileri ne kadar objektif ve bilimsel olabilecektir acaba? Olmaları, olmamalarından iyidir yine de. Hele bu süreç bir hızlansın, belki görebileceğiz katkılarını da, inşallah…<br />
<br />
 Görünen odur ki, yapılması düşünülen “Yeni Anayasa” eskiye göre “yeni” olabilir ve elbette daha “demokratik” de olabilecektir belki; ancak, kesinlikle SON ANAYASA’ mız olmayacaktır. Bu anayasanın, halklarımızın tüm sorunlarına çözüm vesilesi olacağına inanmıyorum. Tüm halkları memnun edebilecek bilimsel bir çözüm sunabileceğine de inanmıyorum. Oluşacak bu “Yeni Anayasa”, çıkışının hemen akabinde, “daha yeni bir anayasa” nın tartışılmasına neden olabilecek açıklar barındıracağına inanıyorum. Bu durum, Kürtler açısından daha hayati bir gerçeklikte olacağına inanıyorum. Çünkü Türkiye, kendi Kürtlerine, diğer parçalardaki Kürtlerden daha ileri bir statü sunmayacağından neredeyse eminim; tersi mucize olur benim için. Kesinlikle Türkiye, Ortadoğu Bölgesinde, demokrasi açısından model olamadığı gibi; kendi içinde demokrasiyi önemsemiş bir ülke de değildir bana göre.<br />
<br />
 Bulunduğumuz bu nazik bölgede, yeni bir dünya kurulurken, “Büyük” bir projenin şekillenmesi yürürlükteyken, Kürtler olarak, olası bu yeni şekillenmenin içerisinde önemli bir yerimiz olacağını düşünmeliyiz ve basit hesaplarla hiçbir sonuç alamayacağımızı öngörmemiz gerekir ve ona göre mevzilenmemiz gerekiyor, diye düşünüyorum.<br />
<br />
 Her örgüt ve parti, dünya görüşünde, toplumsal çıkarlarımızı baz almalı, kendi örgütsel ve yapısal çıkarlarını da bu gözleme göre mevzilendirmesini ve muhaliflerin çelişkilerinden yararlanmasını bilmeli ve bu bağlamda, çağa ve gerçekliğimize uygun, ulusal ve uluslararası güç birliklerini oluşturabilmelidirler.<br />
<br />
 Bilmeliyiz ki, ülkede gelişen görünürdeki demokratik açılımlar, içerdeki partnerlerin istemleriyle gelişmiyor; Dünya devleri büyük güçlerin, bölgemiz üzerindeki “Büyük” projelerini yürürlüğe koyarlarken, öngördükleri oluşumların mevzilenmesine göre, ittifak edebilecekleri güçleri harekete geçirmekte ve onlara gerekli açılımlar yaptırmaktadırlar. Sürece uyum sağlamayana yer, makam veya destek vermeyeceklerdir. Bu görülüyor…<br />
<br />
 Yerel liderler de, bu proje sürecinde, kendi toplumu, kendi halkı, kendi parti ve örgütleri için en iyi nasıl mevzilenmeleri gerektiğini öngörebilmelidirler. Kendilerini olayların merkezine koyup, kendi “lider sultası” egolarını tatmin için küçük hesaplar yapmamalı ve kendi dar grup çıkarlarıyla, halkımızın, kendi gerçekliklerine uygun gelişmiş, var olan enerjisini heba etmemelidirler.<br />
<br />
 Geniş ölçekli düşünerek, derin hesap ve oyunları bozamazsak; doğru mevzide doğru yerimizi alamayız ve önümüze gelen tüm yaşamsal fırsatları kaçırmış oluruz. Bilimsel akıl ile hızlı düşünüp, doğru projeler yapmalıyız. Doğru örgütlenme biçimleriyle, doğru partnerlerle ittifak yollarını aramalıyız. Onun için de, tüm parti ve örgütlerin, duruş ve söylemlerini, pratikleri ve davranışlarıyla sınamalıyız. “Ayinesi iştir; kişinin lafına bakılmaz.”<br />
<br />
 Her şey, halkların kardeşliği, eşit, özgür ve gönüllü birlikteliği için olmalıdır. Bunun için, partilerin kendi içinde olsun ve ülke geneli içinde olsun, tam ve şeffaf bir demokrasiyi öngörüp dayatması gerekiyor. Umarım, Yeni Anayasa, bu bağlamda, en demokratik ve en gerçekçi bir yapıda oluşur.<br />
 Selam ve sevgiyle kalın.<br />
<br />
 M.Nazım Güler<br />
 info@mnazim.com</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #000080;">YENİ ANAYASA, SON ANAYASAMIZ OLMAYACAKTIR.<br />
<br />
 Uluslararası Stratejik Tahlil ve Araştırmalar Merkezi (USTAD)’ ın, “Yeni Anayasa ve Sivilleşme” başlığı altında görüşlerine başvurmak üzere DP eski Genel Başkanı Süleyman Soylu’ yu konuk etmesi ve onunla düzenledikleri halk söyleşisine (dinleyici olarak) ben de katıldım. Başta başkan Ahmet Akgül olmak üzere USTAD temsilcilerine ve katkısı olan herkese teşekkür ediyorum. Güzel bir paylaşım oldu.<br />
<br />
 Öncelikle belirteyim ki, böylesi halk ile yapılan söyleşilerin, potansiyel liderler veya uzman akademisyenlerle daha sık yapılmasının taraftarıyım. Panel sonunda, dinleyicilerden gelen sorulara açık yüreklilikle cevapların verilmesi durumu da söyleşiye ayrı bir kalite katıyor.<br />
<br />
 Süleyman Soylu, konuşmasında, geniş bir vizyon ortaya koyarak, geniş ölçekli bir bakışla neredeyse dokunmadığı konu bırakmadı. Bölgeye gelen her lider gibi, bölge sorunları hakkında olumlu mesajlar verip, iyimser dokunuşlar yaptı. Çok güzel şeyler söyledi. Sonuç itibariyle, doğru çözümlemeler var, ciddi bir çözüm yok; gerçekçi analizler var, uygulamaya dair adım atmak yoktur, ne yazık ki... Ancak, iyi ki geldi ve iyi ki onun görüşlerini, kendi ağzından dinledik. Bu onun için de, bizim için de güzel olmuştur, diyebilirim. Diyalogdan zarar değil, yarar çıkar; öyle de olmalıdır...<br />
<br />
 Geçmişte gelen her lider, bölgenin sorunlarına kesinlikle vakıf olarak, nabza şerbet mesajlar sunabildiler; ama çözüme dair bir tek kırıntıları olmadı. Hatta kendi bölgelerine (veya Ankara’ya) döndüklerinde, bölgemizdeki o doğru söylemlerinin tam tersi söylemlerle geri adımlar attılar; yani gerçek yüzlerine (veya statükocu sistemin emrine) dönüverdiler. Bölge halkına sundukları hayal, kısa bir süre içinde, balon gibi sönüveriyordu her seferinde.<br />
<br />
 Demirel, “Kürt Realitesi” ni tanıdı da ne oldu; ona, “Baba” diyenleri hala anlayamıyorum..Sahi neyin veya kimlerin “baba” sıydı.. Tüm demokrasi (Tokmak-Rasi) havarisi askeri darbeler, hep ona misafir oldu ve darbelerden sonra onun rütbesi hep yükseldi.. O, “Baba”larıydı, “Bir Bilen” iydi onların..<br />
<br />
 Mesut Yılmaz, Diyarbakır’da; Avrupa’ya giden yol Diyarbakır’dan geçer, demişti. Kürtler açısından; bu mesaj, “Türkiye’nin de bir Kürdistan’ ı var ve başkenti de Diyarbakır’dır”, gibi bir mesaj verildiği biçiminde algılandı. Bu da tam bir yanılgıydı…<br />
<br />
 Tayyip Erdoğan da, 2005 yılında gittiği Diyarbakır’da; “Kürt sorunu vardır ve bu benim de sorunumdur. Devlet de geçmişte hatalar yapmıştır.” dedi. Kürtler de, onun için; işte tarihiyle yüzleşebilecek lider, deyip, onunla çözüm gelecek, hayalini kurdular bir daha.. Ama o demecin arkasından kim bilir kaç kere “Tek dil, tek millet…” dedi Erdoğan; yani o,Kürtçe de yok, Kürt milleti de yoktur, demek istiyordu açıkça. Erdoğan için, tek dil, Türkçe; tek millet de Türk milletiydi. Kürt açılımı da, bu “tek” gördüğü “Millet’ in Birlik ve Bütünlük Projesi”ne dönüşünce, bir balon daha sönmüş oluyordu...<br />
<br />
 Süleyman Soylu da, Mardin panelindeki konuşmalarında sık tekrar ettiği; Adnan Menderes, Kürtlerle barışmak için, Şeyh Sait’in torunu A.Melik Fırat’a gidip milletvekili olması için, ikna etmesini, yeni bir bilgiymiş gibi bize sunuyordu. Oysa bu bilgiyi, bizzat A.Melik Fırat’ın ağzından duymuştuk. Menderes’in niyeti, Kürt milletiyle barışmak mıydı; yoksa Kürt oylarını kendi partisine “paket” yapmak için miydi; onu bilenler, biliyor zaten… Düne takılmak günü değildir; o da bir mazlum oldu sonuçta...<br />
<br />
 Ancak, Soylu’ nun, konuşmaları içinde söylediği tartışılmaz bir gerçek vardı ki, seçim dönemlerindeki yazılarımda ben de üzerinde durmuştum; o da, BDP dahil, Ak Parti, CHP, MHP ve tüm siyasi partiler, “Lider Sultası” altında olduklarından, parti içi demokrasiyi bile uygulamıyorlar, gerçeğiydi. Milletvekili adayları, halk (parti tabanları) tarafından değil de, parti liderleri tarafından seçilebiliyorlar sürekli.<br />
<br />
 Yeni Anayasa’yı kimler şekillendirecektir peki; bu partilerle ve bu liderlerle nasıl bir “Yeni Anayasa” orta çıkabilir ki; merak ediyorum doğrusu. Yeni Anayasa, sivil olmalı denilince, aklımıza sivil toplum örgütleri de geliyor hani; bu örgütlerin de perişan halleri ortada duruyor... Kimi gösteriler, 40-50 sivil örgütün ortaklaşa düzenlediği söylenir; gösteriye katılım kitlesine bakıyoruz da, düzenlemesinde imzası olan o kadar örgütün asil ve yedek üye sayısı kadar bile bir kitle oluşmuş değildir. Sıradan üyeleri de yok mudur bu kuruluşların; ya da birer tabanları olmaz mı yani? O dernek ve kuruluşların kimilerine, “Sivil” demeğe bin şahit ister neredeyse.. Bu dernek ve kuruluşların, yeni bir anayasanın ortaya çıkmasında demokratik katkıları veya etkileri ne kadar objektif ve bilimsel olabilecektir acaba? Olmaları, olmamalarından iyidir yine de. Hele bu süreç bir hızlansın, belki görebileceğiz katkılarını da, inşallah…<br />
<br />
 Görünen odur ki, yapılması düşünülen “Yeni Anayasa” eskiye göre “yeni” olabilir ve elbette daha “demokratik” de olabilecektir belki; ancak, kesinlikle SON ANAYASA’ mız olmayacaktır. Bu anayasanın, halklarımızın tüm sorunlarına çözüm vesilesi olacağına inanmıyorum. Tüm halkları memnun edebilecek bilimsel bir çözüm sunabileceğine de inanmıyorum. Oluşacak bu “Yeni Anayasa”, çıkışının hemen akabinde, “daha yeni bir anayasa” nın tartışılmasına neden olabilecek açıklar barındıracağına inanıyorum. Bu durum, Kürtler açısından daha hayati bir gerçeklikte olacağına inanıyorum. Çünkü Türkiye, kendi Kürtlerine, diğer parçalardaki Kürtlerden daha ileri bir statü sunmayacağından neredeyse eminim; tersi mucize olur benim için. Kesinlikle Türkiye, Ortadoğu Bölgesinde, demokrasi açısından model olamadığı gibi; kendi içinde demokrasiyi önemsemiş bir ülke de değildir bana göre.<br />
<br />
 Bulunduğumuz bu nazik bölgede, yeni bir dünya kurulurken, “Büyük” bir projenin şekillenmesi yürürlükteyken, Kürtler olarak, olası bu yeni şekillenmenin içerisinde önemli bir yerimiz olacağını düşünmeliyiz ve basit hesaplarla hiçbir sonuç alamayacağımızı öngörmemiz gerekir ve ona göre mevzilenmemiz gerekiyor, diye düşünüyorum.<br />
<br />
 Her örgüt ve parti, dünya görüşünde, toplumsal çıkarlarımızı baz almalı, kendi örgütsel ve yapısal çıkarlarını da bu gözleme göre mevzilendirmesini ve muhaliflerin çelişkilerinden yararlanmasını bilmeli ve bu bağlamda, çağa ve gerçekliğimize uygun, ulusal ve uluslararası güç birliklerini oluşturabilmelidirler.<br />
<br />
 Bilmeliyiz ki, ülkede gelişen görünürdeki demokratik açılımlar, içerdeki partnerlerin istemleriyle gelişmiyor; Dünya devleri büyük güçlerin, bölgemiz üzerindeki “Büyük” projelerini yürürlüğe koyarlarken, öngördükleri oluşumların mevzilenmesine göre, ittifak edebilecekleri güçleri harekete geçirmekte ve onlara gerekli açılımlar yaptırmaktadırlar. Sürece uyum sağlamayana yer, makam veya destek vermeyeceklerdir. Bu görülüyor…<br />
<br />
 Yerel liderler de, bu proje sürecinde, kendi toplumu, kendi halkı, kendi parti ve örgütleri için en iyi nasıl mevzilenmeleri gerektiğini öngörebilmelidirler. Kendilerini olayların merkezine koyup, kendi “lider sultası” egolarını tatmin için küçük hesaplar yapmamalı ve kendi dar grup çıkarlarıyla, halkımızın, kendi gerçekliklerine uygun gelişmiş, var olan enerjisini heba etmemelidirler.<br />
<br />
 Geniş ölçekli düşünerek, derin hesap ve oyunları bozamazsak; doğru mevzide doğru yerimizi alamayız ve önümüze gelen tüm yaşamsal fırsatları kaçırmış oluruz. Bilimsel akıl ile hızlı düşünüp, doğru projeler yapmalıyız. Doğru örgütlenme biçimleriyle, doğru partnerlerle ittifak yollarını aramalıyız. Onun için de, tüm parti ve örgütlerin, duruş ve söylemlerini, pratikleri ve davranışlarıyla sınamalıyız. “Ayinesi iştir; kişinin lafına bakılmaz.”<br />
<br />
 Her şey, halkların kardeşliği, eşit, özgür ve gönüllü birlikteliği için olmalıdır. Bunun için, partilerin kendi içinde olsun ve ülke geneli içinde olsun, tam ve şeffaf bir demokrasiyi öngörüp dayatması gerekiyor. Umarım, Yeni Anayasa, bu bağlamda, en demokratik ve en gerçekçi bir yapıda oluşur.<br />
 Selam ve sevgiyle kalın.<br />
<br />
 M.Nazım Güler<br />
 info@mnazim.com</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>
