Müslüman ile İslamcının farkı; Müslüman içtimai ve tarihi olanı temsil ederken, İslamcı siyasi-ideolojik olanı temsil eder. İslamcılık kötü bir şey de değildir, kanaatimce.
Zira Cemaleddin-i Afgani, Said-i Kürdî, M. Akif Ersoy ( Türkiye'nin milli şairi olmasına rağmen aslen Arnavut'tur ve bunu Safahat isimli şiir kitabında da açıkça zikreder) İslamcı olmalarına rağmen içi dışı bir, samimi ve fedakâr birer Müslüman idiler. Bu zatlar hiçbir zaman zamanlarının egemenlerine şirin gözükmek veya resmi ideolojiyi “takiyye” babından sahiplenmediler.
Oysa günümüzdeki İslamcılar (ki çoğunlukla bu çizgiden gelmektedirler) seleflerine ihanet edercesine resmi ideolojiye ( Türkiye örneğinde Kemalizm) şirin gözükmek, tevil ve mazeret ile vakit öldürmektedirler.
“Kürd Meselesi” denilen şey, Türkiye'de yaşayan ve kendine solcu, İslamcı, aydın, liberal, demokrat vs diyen herkes için “Turnusol” kâğıdıdır. İslamcılar bu meselede;
Kürdlerin toprak ve tarih sahibi olma gerçeğini, ferdi ve içtimai haklara sahip, kendi kadim topraklarında çoğunluk olarak yaşayan bir millet olma gerçeğini inkâr olan bu mesele vesilesiyle hakikatin çıplak yüzüyle karşı karşıya gelmektedirler.
AKP, Türkiye'deki İslamcı-Liberal-Kürd koalisyonun iktidara taşıdığı bir parti olmasına rağmen, yaptıklarını minnet edercesine hareket etmektedir. Oysa bazı ilerlemeleri AKP'ye borçlu isek, AKP de iktidarını bize ( İslamcılara, Müslüman-Sünni çoğunluğa, Liberal sol ve sağa ve de Kürdlere) borçludur.
Fethullah Hoca'nın ( ki dünya çapında bir hümanist ve din adamıdır. Hem ağlar hem de ağlatır, hizmet ve himmet ile ün salmıştır) himmet ettiği cemaatin yayın organlarının liberal ve müsamaha kültürüne katkıları inkâr edilemez ama sıra Kürdlere gelince; resmi ideolojinin, beşinci kolun belirlediği şablonları kullandıkları rahatlıkla görülmektedir.
Durum bununla sınırlı değildir. Diyarbakırlı bir kardeşimizin yönetiminde ve Kayseri-Develi"den saygın bir İslam âlimi ve yazar-vaiz olan Mustafa İslamoğlu'nun manevi desteği-himmeti ile yayın hayatına devam eden HilalTv de birazdan bahsedeceğim konuda sınıfta kalmaktadır.
Keza Türkiye"de siyasi İslamcılığın piri ve MNP, MSP, RP, FP'ye liderlik yapan, Milli Görüş lideri Prof. Necmeddin Erbakan'a bağlı TV5, Milli Gazete, Anadolu Gençlik dersisi gibi yayın organları da aynı kervana katılmaktadırlar. Milli Görüşün yayın organları Fethullah Hoca ve diğerlerine rahmet okutacak tarzda, Kürdleri Siyonizm'in maşası, Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimini-iktidarını ikinci İsrail olarak manşetlere taşımaktadır. Tam bir ulusalcı-Ergenekoncu söylem ile.
Oysa hepimiz biliyoruz ki medya önemlidir ve Müslüman da doğru şahitlik yapan biridir. Bu konuda Türkiye'deki İslamcılar sınıfta kalıyor. Şöyle ki:
PKK ile TSK arasındaki çatışmada taraf olma biçimleri gayri İslami"dir. “PKK'li terörist ve şehit asker” şablonu, askerin İslam veya İslam'ın hâkim olduğu topraklar veya İslamî bir iktidar, düzen, rejim, devlet için öldüğünü çağrıştırır.
Doğrusu TSK'nın Kemalist olduğu, Türkiye'deki rejimin de anti İslam olduğudur. Bu konuda İslamcıların yalancı durumuna düştükleri ve doğru şahitlik yapmadıkları izahtan vabestedir.
PKK'nin solcu, Marksist olması İslamcıların Kemalist düzeni savunma gerekçesi olamaz. Faraza Kürdler toptan gayri Müslim olsalar bile milli davaları için talepte bulunma hakları gene de vardır. Tıpkı dün Osmanlı döneminde Yunanlıların, Müslüman Arnavutların ve diğerlerinin yaptığı gibi.
İslamcı Kürdler de bu zemini kendi elleriyle altın tepsi içerisinde PKK'ye ve diğer solcu Kürdlere teslim ettikleri halde şikâyet etmektedirler. Yani onlar Kemalist düzene fiili olarak itirazda bulunmadıkları gibi başkasının da bulunmasını istememektedirler.
Şeyh Said ile Molla Mustafa ile oyalanmak abestir. Biz günü konuşuyoruz. Bu iki zatın da davası sadece soyut bir İslam anlayışı değildi. Mensup oldukları Kürdistan halkının kendi kadim topraklarında siyasi iktidar sahibi olmasını amaçlamışlardı.
Şeyh Said gerçeğini birçok İslamcı Türk ve Kürd bilmez. O gerçek de şudur ki; Şeyh Said “Kürdistan Azadi-Kurtuluş” örgütünün siyasi lideri idi. O zaman halkın ekseriyeti Sünni ve mütedeyyin olduğu için uygun bir aktör idi ve kendisine yapılan teklifi kendisi de kabul etmişti.
Ama ısrarla Türk ve Kürd İslamcılar Şeyh Said'in ismini “Kürdistan Azadi Örgütü" ile beraber anmazlar. Bu da başka bir yalan şahitlikleridir. Vakıayı olduğu gibi okumak, anlamak ve değerlendirmek Müslüman"ın bariz vasfıdır.
Son olarak; İslam aziz; İslamcılar ise zelil, bağımlı desem belki bir nebze gerçeği ifade etmiş olurum diye düşünüyorum.
Benim için federatif bir yapılanmanın mahsuru yok olabilir. Ama ben her ulus kendi kendini yönetmeli düşüncesini ırkçı bir yaklaşım olarak değerlendiririm.
(Dinci, İslamcı vs. diye etiketlenme gibi bir kaygı ile yazılmamıştır.)
Sen bana
Sen desen de, demesen de olur.
Ama ben sana diyeceğim.
Düşün dur.
(24.09.2009 11:52)nursoy Yazılan: Müslüman ve İslamcı ayırımı dahi fitnedir.
Neyin fitnesi?
Yoksa siz hâlâ müslüman ile İslamcı arasındaki farkın farkında değil misiniz?
Ayrıca federatif yapıymış falanmış filanmış, hani şair diyor ya; "oğlum/kızım hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?"
Türkiye'nin aldığı kaç trilyonluk patriot füzelerinden haberiniz var mı? Bu gereksiz savunma(!) için harcanan trilyonlardan?
Peki bu füze alımları için Amerika'nın açıklamasını duydunuz mu? Hani, Türkiye, İran'ın nükleer çalışmalarından endişe duyuyormuş ya... Bak sen şu işe!
"Nur soylular" küçük resmin telaşındayken, İran savaşının tarihi adım adım yaklaşıyor...
Sahi, İsrail ne vakit açıklayacaktı sınırlarını?
Birileri de bu sorulara cevap arar ya da hiç değilse bir parça kafa yorar mı?
(24.09.2009 11:52)nursoy Yazılan: Müslüman ve İslamcı ayırımı dahi fitnedir. Hangi birimiz kusursusuz?
Buradan çıkan sonuç İslamcılar bir nevi münafıktırlar.
Müslüman ve İslamcı ayırımı fitne değildir; aksine mevcut durumun tespitidir. Olanı açıklamaktır.
Eğer İslamcılar, özünde Türkçü olup, İslamcı libasıyla veya maskesiyle ümmeti kandırıyorlarsa, evet, kesinlikle böyleleri münafıklık yapmış olurlar. Çünkü, öylelerin özü, sözü aynı değildirler...
Şu da bilinsin ki, konunun yazarı da bir İslamcıdır ve İslamcılıkları sözde kalmış ve (içlerinde yaşayıp bir geçmiş paylaşmış bu) adeta münafıklaşmış gruplara sitem edip, artık onların da, kendisi gibi uyanıp kendilerine gelmelerini, görünen gerçekleri tasdik etmelerini istiyor. Eğer Türk ırkçılığı yapacaklarsa bari İslamı kullanmasınlar; yok, İslamcı iseler, artık ırkçılıklarından vaz geçsinler, istiyor..
Evet, Kürt sorununa bakış, yalnız Türk İslamcıları için tek değil, Türk solcularına, demokratlarına ve aydınlarına, hatta insanım diyenler için bile bir turnusol görevi yapıyor.. Objektif mi olacaklar, ikiyüzlü münkir mi olacaklar; netleşmek için kişiliklerini sorgulamaları lazımdır artık!..
Ben insan isem, her renkten ve her dilden insanlar da benim sahip olduğum her türlü insani ve doğal hakka sahip olmalarını kabul edip, hakları bende ise teslim etmem lazımdır.
Müslüman isem, Allah'ın, yalnız benim Allah'ım olduğunu değil, Rabbel Alemin/Tüm kainatın Allah'ı olduğunu bilmem lazım, onu bile kendine yontacak kadar münafıklık yapmanın gereği yoktur. Zorla alınmış başka halkların haklarını Allah veya din adına gasp etmek ve tekelinde tutmak için İslamı kullanıp, bu dinin içini boşaltmaya çalışmak, belki münafıklıkltan da öte bir İslam düşmanlığıdır.. Bu kötülüğü o kadar içselleştirmiş sözde İslamcılar vardır ki, zahmet edip konunun üzerinde birazcık düşünmeği bile istemiyorlar veya düşünmekten korkarlar.. Aslında, çıkarlarıyla özdeşleştirdikleri bu münafıklıktan gerçek İslamlaşmaya evrilmeğe korkarlar; çünkü İslam dini, bir fıtrat dinidir ve herkese yaratıldığı üzere teşhis koymayı emrediyor.
Hiç kimse, yaratıldığı şeklinden, biçiminden, renginden sorumlu değildir; bu ilahi kanuna karşı gelen veya sorgulayan Allah'ın ayetine ve yaratma sıfatına karşı cephe almış olur.. Halklar, tanışmak ve kaynaşmak için yaratıldılar; bir birlerini inkâr ve imha için değil..
Öyle ise, İslam isek veya insan isek dosdoğru olmak ve çevremize objektif olarak bakalım ki, apaçık olan gerçeklere gözümüz kör durmayalım.. Bu dünyada bizden başka yaşayanlar da vardır; onları inkâr edip, haklarını gasp edip, onları, hakları için savaşmaya mecbur ve mahkum bırakmayalım.. Alıp vermemek sadece Allah'a mahsustur; yoksa hak verilmezse alınır.. Hiç bir zorba ve zorbalık baki kalmamıştır...
Burada demokratik açılımın sınırları temalı resim gösterildiği için o resme bakıyorduk.
Füze konulu resme gelince bunu zaman gösterecek, İran a saldırıyı mı ifade ediyor yoksa Taha Kıvanç ın yazısında belirttiği
("...Bundan beş-altı yıl kadar önce durduk yerde dört AWACS gözetim uçağı alındığını hatırlar mısınız? Gözetimin uydularla yapıldığı günümüzde milyarlarca dolar kullanılacağı kuşkulu bir uçak filosu alımına aktarılmıştı.
Ağızlarını yokladıklarım, o zaman, "Yakında emekli olacak Genelkurmay Başkanı istiyor" demekten başka bir gerekçe göstermemişlerdi... ") gibi birilerinin Amerikan şirketlerini ve de haliyle kendini ihya etmesini mi ifade anlatıyor.
Sen bana
Sen desen de, demesen de olur.
Ama ben sana diyeceğim.
Düşün dur.
Şimdi burdaki resmin dışına çıkıp bir düşüncemi aktarayım.(Sanal bir ortam olduğu için mantıklı ya da mantıksız saçma ya da komik tüm düşüncelerimi rahatlıkla yazabiliyorum, okuyanların hoş görüsüne sığınarak.)
Hani biz Adem'le Havva dan çoğalmayız ya. Adem le Havva aynı dili konuşan aynı hassasiyetlere ya da inanışa sahip insanlardı, yani tek vücuddular. Sonra çocukları oldu onlarda anne-babayla aynı dili konuştu ama kimi onlarla aynı dine sahip oldu kimi farklı inançlara ya da inançsızlığa kaydı. Bende de şöyle bir düşünce oluştu ahir zamanda da bu olmalı, yani inananlar aynı dili konuşmalı; Kur an dilini (Kuran Arapçasını)..
Sen bana
Sen desen de, demesen de olur.
Ama ben sana diyeceğim.
Düşün dur.
(28.09.2009 17:00)nursoy Yazılan:
.........
Hani biz Adem'le Havva dan çoğalmayız ya. Adem le Havva aynı dili konuşan aynı hassasiyetlere ya da inanışa sahip insanlardı, yani tek vücuddular. Sonra çocukları oldu onlarda anne-babayla aynı dili konuştu ama kimi onlarla aynı dine sahip oldu kimi farklı inançlara ya da inançsızlığa kaydı. Bende de şöyle bir düşünce oluştu ahir zamanda da bu olmalı, yani inananlar aynı dili konuşmalı; Kur an dilini (Kuran Arapçasını)..
Yani Nursoy, burada senin fikrin de zikrin de arapsaçına dönmüş ha!..
Yani yeter ki Kürtçe gündeme gelmesin için, bize kıblemizi değiştirtip; (yok yok, Kürtçe olmaz, Arapça olmalı hemi de Kur'an Arapçası!..), diyorsun ve "Kur'an Arapçası" nı da nabzımıza şerbet yapıyorsun...
Yani bravo Nursoy, gerçekten bravo sana!
Yahu, Halep yanıbaşımızda, arşın da elimizde iken, neden bizi ta Adem ile Havva'ya uçurdun ki, bu da senin çağlar öncesine bir açılımın mı; yoksa Kürt sorundan kaçılımın mı oluyor Nursoy?!
Yav Arkadaş, biz Kürtçemizden başka dil istemiyoruz; istiyorsanız
Türkçenizi de bizden alın; ama lütfen talan ettiğiniz Kürtçemizi bize geri verin!
Bak Nursoy, sana ne diyeceğim; aynen senin anlatmak istediğin dilden ( aynı dinden ve imandan) söyleyeyim de inşallah anlamakta zorlanmazsın. Şöyle ki, hani Adem ve Havva'nın çocukları sapıtıp yoldan çıktılar ya, 2. Adem ( yani 2.babamız sayılan) Nuh'un gemisi, (Allah'ın gazabı Tufan dindiğinde) Kur'an'a göre Cudi Dağında; Tevrat'a göre ise de Ararat'ta(Ağrı Dağında) durmuştu ya; hani her iki adres de (durak da) Kürdistan coğrafyasında (insanlığın tarihinin başladığı coğrafyada) ve hemde Türkiye içinde kalan parçasında oluyor ya, dolayısıyla bence inananlar, ( Adem'e de Nuh'a da, Tufan'a da inananlar,) artık Kürtçe konuşmayı benimsesinler; şu Arapçayı da, Türkçeyi de bir yana bırakıp dinlendirsinler biraz, ne dersin Nursoy?!..
İnanç ile oynayacaksak, benim oyunu seçelim bence; daha oturaklı bahanelere oturuyor değil mi? Essah yani; yalan da yoh, hilaf ta!..
(28.09.2009 17:01)nursoy Yazılan: Yani inananlar yeniden yek vücud olmalılar tıpkı Adem'le Havva gibi..
Hayır efendim, biz Kürtler buna "inan"mıyoruz; bizi Türkleştirdiğiniz yetmedi, şimdi de Araplaştırmak istiyorsunuz öyle mi Nursoy?!..
Adem ve Havva bize örnek olamazlar; onların hatalarından ancak ders çıkarabiliriz.. Onların Habil'inden ve Kabil'inden de...
Biz, şimdi öyle bir Kürt açılımı savunuyoruz ki, açılan açılımdan tüm azınlık halklarımız da kendi açılımlarını yaşayabilsinler ve her halk, kendi dilleriyle, kültürleriyle gül gibi açılsın, coğrafyamıza ıtırlarını saçsınlar..
Her şeyden önce kendi varlıklarına ve gasp edilmiş onurlarına sahip çıksınlar..
(28.09.2009 17:00)nursoy Yazılan: Şimdi burdaki resmin dışına çıkıp bir düşüncemi aktarayım.(Sanal bir ortam olduğu için mantıklı ya da mantıksız saçma ya da komik tüm düşüncelerimi rahatlıkla yazabiliyorum, okuyanların hoş görüsüne sığınarak.)
Hani biz Adem'le Havva dan çoğalmayız ya. Adem le Havva aynı dili konuşan aynı hassasiyetlere ya da inanışa sahip insanlardı, yani tek vücuddular. Sonra çocukları oldu onlarda anne-babayla aynı dili konuştu ama kimi onlarla aynı dine sahip oldu kimi farklı inançlara ya da inançsızlığa kaydı. Bende de şöyle bir düşünce oluştu ahir zamanda da bu olmalı, yani inananlar aynı dili konuşmalı; Kur an dilini (Kuran Arapçasını)..
Bir insan sap ile samanı ancak bu kadar karıştırır, pes diyeceğim de biz alışkınız buna )) Eskiden Vaha'da böyleydi siz bilmezsiniz )
Hz. Adem ile Hz. Havva aynı dili konuşuyormuş ya biz de şimdi tek dile dönseymişiz! Bak bak bak Yani haşa Allah bunu bilemedi de bizim Nursoy akletti, bak sen şu işe Allah aynı dilin konuşulmasını murad etmiş olsaydı apaçık sizi ayrı ayrı dilleri konuşasınız diye farklı farklı yarattım der miydi? Hadi bakalım buna ne açıklama getireceksiniz şimdi?
Ama islam soslu milliyetçilik damarlara böylesine işleyince, Kürtçe'den kaçalım da tek, Arapçaya tutulsak da olur deniyor ) Yani bir başka dil olarak Allah'ın emretmediği halde kendi dilinden vazgeçmeye razı da yeter ki Kürtçe olmasın. Pes denir buna başka ne denir ki ) Hem de islamı kendi faşist duygularına kurban ettiği için ayrıca esef de edilir...
İçindeki tek dil duygusu o kadar yerleşmiş ki, ikinci üçüncü dile tahammül edemeyişin apaçık dışa vurumu işte... Benim dilimin yanında senin Kürtçen de olacaksa kendi dilimden bile vazgeçerim demenin Türkçesi işte ))
Bu kadar mı insan korkar Allah'ın ayetlerinden )) Diller de Allah'ın ayetlerinden bir ayettir, onun yarattığı bir dili neye dayanarak, hangi hakla yoketmek için bunca mücadele eder bir insan anlayamıyorum. Daha anlayamadığım ise buna kılıf olarak İslamı kullanıyor olması ((
Kur'an Arapçası kısmına ise hiç girmiyorum, çünkü Kur'an Arapça değildir. Arap ülkelerinde de Kur'anın Arapça mealleri yayınlanmaktadır. Dolayısıyla Arapça konuştuğunda Kur'an dilini konuştuğunu sanmak, Türkçülükten Arapçılığa sığınan kör bir milliyetçilikten başka bir şey değildir. Hele ki bunu Kürt kimliğine, diline alternatif bir çıkış yolu olarak görmek ise en az ifadesiyle Hitler ırkçılığından başka bir şey değildir. Korkarım ki Hitler ölmedi, içimizde yaşıyor. Muhtemelen Nursoy gibilerin içinde ise hiç ölmeyecek )))
Ne kızıyosunuz canım )) Sevgili Nursoy sınırları tamamıylen kaldırıp açılımı çağlar öncesine taşımış Biraz sabredelim bakalım belki ileriye yani çağlar sonrasına da bir açılım fikriyle geri dönücek hıı
Dün Hattuşa Orkestrasını dinlerken ,binlerce yıl önce yaşamış bir kültürün izlerini bu güne taşımak için emeğe şahit oldum.
Bir kültürün değerini anlamak için üzerine toprak örtüp 3000 küsur yıl beklemek mi gerekir acaba...Yeryüzünde Anadolu toprakları kadar kültür ,müzik,etnik vs. zenginliğine sahip başka bir yer varmıdır acaba ,sanmıyorum.Bu zenginliğe sahip çıkıp avantaja çevirmek varken dayatmacı politikalar sadece zaman kaybettirmiş ...(Konserin bende bıraktıkları )
Gücün bütün yollarından geçtim,Karanlıkta bir yüz olmayı seçtim,anladım ki benim için yaşamak budur,bir işe yaradığını bilmek ve fotoğrafta görünmemek...
Ben sadece düşüncemi yazdım,bu düşüncem; Kürtçe den kaçmak ya da Araplaşmak ya da ne bileyim sizin aklınıza gelen ama benim aklıma gelmeyen bir nedenden dolayı değil sadece ve sadece sanırım kendim bu konuda çok sıkıntı (düşünsel anlamada) çektiğim için (ya da şeytan vesvesesi de olabilir ) Kuranı okurken anlayabilmeyi, bu şekilde belki hayatımı ( özellikle iç dünyamı) Ona göre tanzim etmem daha kolay olurmuş diye düşündüğüm için belirmişti. Kuran ın Arap ülkelerinde konuşulan arapçadan farklı olduğu bugünkü arapçanın Kuran anlamaktan uzak olduğunu bildiğim için Kuran Arapçası dedim. Doğrusu Kuranın arapça olduğunu sanıyordum.
Sen bana
Sen desen de, demesen de olur.
Ama ben sana diyeceğim.
Düşün dur.