Şuanki Zaman: 09.02.2010, 03:25 Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)
Üye olmadan yeni konu açıp soru sorabilirsiniz.


Cevapla 
 
Derecelendir
  • 2 Oylar - 5 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ORTADOĞU BARIŞI VE DONKİŞOT HAMLELER
Yazar Mesaj
Hatice Adalar Çevrimdışı
Yazar
******


Üye Bilgileri
Mesajlar: 5
Katılma Tarihi:Dec 2008
Rep Puanı: 0
Mesaj: #1
ORTADOĞU BARIŞI VE DONKİŞOT HAMLELER
ORTADOĞU BARIŞI VE DONKİŞOT HAMLELER

İki bin dokuz yılı Müslümanlar açısından pek sevinçle başlamadı. Kan ve barut kokusuyla özdeşlemiş Ortadoğu yeni olaylara sahne olarak yeniden kan gölüne çevrildi. Yıllardır bölgede yaşanılan olayları kanıksamış sayılırız, fakat bu son katliam İsrail’in son yıllardaki en büyük katliamına dönüştü. Çevresine duvar örülerek dünyadan soyutlanan, ambargo ile ekonomik darboğaza sokulan Gazze, yeni yıla İsrail bombaları ile başladı.

Hamas ile İsrail arasındaki sözde ateşkes sona erdiğinde, katliamın bu boyutlara varacağını kimse tahmin etmiş değildi. Önce ateşkesi hatırlarsak, altı aylık bir anlaşma imzalandığını, anlaşmanın şartlarından birisinin de Gazze’ye uygulanan ambargonun kaldırılması olduğunu hatırlamamız gerekir. Fakat İsrail bu şartı yerine getirmiş değildir. Buna rağmen Hamas, ateşkes şartlarını yerine getirmiş ve tayin edilen süre içerisinde hiçbir eylem yapmış değildi.

Ateşkesin akabinde ise taraflar yeni bir anlaşmaya varmamış ve yaşadığımız olaylar gelişmişti. İlk başlarda ülkemizde de dile getirilen şey, “Hamas’ın ateşkesi bozduğu” şeklindeydi. İsrail merkezli medya propagandasına maruz kaldığımız için ülkemizde de yayılan ilk haberler bu şekilde olmuştu. Oysa olayın doğrusu, ateşkes için verilen sürenin dolduğu ve bundan sonra taraflar arasında çatışmaların yeniden başlayabileceğiydi. Burada sen önce başlattın, ben önce başlattım durumu hadisenin özünden kopmaktır. Çünkü 6 ay süresince Hamas, ateşkes şartları yerine getirilmediği halde sözünde durmuştu. Öyleyse ateşkesin şartlarını yerine getirmeyen İsrail öncelikli sorumlu olmalıdır.

Buraya kadar meselenin ilk başlangıç sürecini ifade etmeye çalıştık. Gelelim devamına:
Hamas, Filistin halkı tarafından seçimle meclise gönderilmiş bir partidir. Filistin seçmeninin oyunu alarak, demokratik bir seçimin sonucuyla mecliste temsil hakkı kazanmış siyasi bir harekettir. Dünyada ve ülkemizde sadece terör eylemcisi olarak gösterilmeye çalışılan hareket, yasal bir siyasi partidir.

Burada hafızalarımızı tazelemek için biraz daha öncesine gidiyoruz. Hamas, seçimlerden sonra 2005 Şubatında ateşkes kararı aldığını belirtmişti. Ve bu ateşkes süresi 16 ay kadar sürdü. Ta ki İsrail’in, Filistin plajında piknik yapan ailelere havan topu ile ateş açmasına kadar. Plajda, aile fertleri bombalarla birer yana savrulmuş küçük kız Huda’nın çığlıklarını hatırladınız mı? İsrail’in bu saldırısında dördü çocuk yedi sivil hayatını kaybetmişti.

Seçimle iş başına gelmiş siyasi bir parti olan Hamas’ın tek taraflı ateşkes ilan etmesine ve 16 ay kadar sözünde durmasına rağmen İsrail, dayanamamış ve “çocuk öldürme krizine” tutularak plajdaki sivilleri vurmuştu. Hamas’ın tek taraflı ateşkesi, ilk seferinde de İsrail terörü ile bozulmuştu.

İsrail, bilinen kıssada olduğu gibi, bir yandan “Yandım Allah! Koşun millet, adam öldürüyorlar!” diye bağırıyor, bir yandan da var gücüyle Müslümanları öldürmeye devam ediyor. İnsanlar ise İsrail’in çığlıklarını duyunca sanıyorlar ki; masum İsrail bebesi, canavar Hamas elinde can çekişiyor. Hâlbuki yaşanılan olayları en güzel özetleyen şey, içeride Müslüman öldüren Yahudi’nin yardım feryatları atmasıdır.

Hamas’ı biraz olsun tanımak için bu girizgâhı yaptıktan sonra günümüze dönelim. Gazze halkı Hamas’a oy vermesinin cezasını fosfor bombaları ile ödüyor. Fakat burada ihmal etmememiz gereken şey; Gazze halkının, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü desteklerken de bombalar ile cezalandırılıyor olmasıdır. Her halükarda Filistinliler ölmelidir. Bu yönü ile baktığımızda olay Hamas mevzusu değil, Filistin halkının özgürlük mevzusudur. Müslümanlar için ise Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü mevzusudur. Dolayısıyla Filistin sorunu dünyanın sorunudur, tüm dünya Müslümanlarının sorunudur. Hiçbir Müslüman kendini bu sorundan soyutlama hakkına sahip değildir; kaldı ki sivil insanların katledilmesiyle ayrıca bir insanlık sorunudur.

Sorun ortadadır fakat ne yazık ki bir çözüm yolu bulunabilmiş değildir. Ortadoğu, tarih boyunca çekişmelere sahne olsa da birinci dünya savaşından sonra Yahudilerin bölgeye yerleşmeye başlamasıyla ve son olarak bizlere daha yakın gelen İran-Irak savaşından bu yana çatışmaların eksik olmadığı bir coğrafyadır.

Bu coğrafyanın ülkeleri ve halkları Müslümandır. Yıllardır İslam coğrafyasında Müslümanların birbiri ile çatışmaları söz konusudur. Bu çatışmaların arkasında ise gelişmiş Avrupa ülkeleri, ABD ve İsrail vardır. Coğrafi olarak birbirleriyle sınırı olmayan bu üç güç, ekonomik olarak ve siyaseten birbirleri ile uzlaşı sağlamışlar ve farklı hedefler üzerinde ortak noktalar belirleyerek birbirlerini kollamaktadırlar.

İslam dünyası ve özelde de Ortadoğu ülkeleri kan revan içredir. Öyleyse çözüm bellidir!

Vahdeti sağlamak.

Mademki batılılar tarih boyunca yaşadıkları çatışmalara ve aralarındaki düşmanlıklara rağmen çıkarları üzerinde birleşmişlerdir, Müslüman halklar da kendi çıkarları doğrultusunda bir birliği neden sağlamasınlar?!

Ortadoğu’ya barışın gelebilmesi için İran, Irak Federasyonu, Suriye, Türkiye, Ürdün, Mısır en başta birlikte hareket etmesi gereken ülkelerdir. Eğer barış için somut çözümlerden bahsedeceksek ihtiyacımız olan şey; parlayıp gürlemeler değil, kısa vadeli coşkular değil somut adımlardır.

Fakat bu ülkeler kendi aralarında sorunlar yaşamaktadır. Geçmişteki olayları bir yana bırakırsak hâlihazırdaki birinci sorun Irak Federasyonu ve bu bağlamda ortaya çıkacak bir “Kürt Devleti” korkusudur. Oysaki bölgenin barışı, Sünni, Şii, Alevi grupların birbiri ile uzlaşmasından; Kürt, Türk, Acem, Arap halklarının ortak hedeflerde buluşmasından geçmektedir. Bunun sağlanabilmesi için de öncelikli hedef, bölgedeki ekonomik birlikteliğin oluşturulabilmesi olmalıdır.

Bugün Davos kahramanı addedilen Başbakan Erdoğan, 5. Cidde Ekonomik Forumundaki konuşmasında, Suudi Arabistan’dan gelen “Bölge ülkelerinin ortak ekonomik ilişkiler kurması” fikrine karşı çıktığını ifade etmişti. Böylece bölge ülkeleri arasında kurulacak ekonomik birlikteliğin adımlarını en başında kesmiş, bu kez Müslüman katılımcılara karşı toplantıda soğuk bir duş etkisi oluşturmuştu.

Erdoğan’ın haklı Davos çıkışı coşku yaratmıştır, fakat bunun bir yaptırıma dönüşeceğine dair en ufak bir çalışma gösterilmiş değildir. Türkiye, dışa bağımlılık noktasında her geçen gün biraz daha ilerleme kaydederken Başbakan Erdoğan, siyaseten ve ekonomik olarak bağımlı olduğu güçlere (güya) gövde gösterisi yapmıştır.

Önümüzdeki günlerde bu çıkışının gerekçelerini yerine getirmesini Başbakandan bekliyoruz. Tavrında dik durabilecekse önce komşuları ile masaya oturup ortak hedefler belirleyerek, Türkiye’nin bölgede aktif rol almasını sağlamalıdır. İran, Filistin, Suriye, Ürdün, Mısır, Irak Cumhuriyeti (ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi) arasında sağlanan bir konsensüs ile ortak bir güç olunmalıdır. Diğer komşu ülkelerin de zaman içerisinde katılımı ile ortak değerlere sahip halklar arasındaki köprüler yeniden inşa edilmelidir. Ancak bu takdirde bölgeye barış getirilebilir ve Başbakan Erdoğan’ın Davos çıkışı da yel değirmenlerine savaş açan Donkişot rolünden kurtulabilir.

Hatice Adalar (31. Ocak. 2009)
01.02.2009 03:05
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
münevver Çevrimdışı
Müsadenizle çocuklar
******
Süper Moderatör


Üye Bilgileri
Mesajlar: 956
Katılma Tarihi:Oct 2005
Rep Puanı: 85
Mesaj: #2
RE: ORTADOĞU BARIŞI VE DONKİŞOT HAMLELER
(01.02.2009 03:05)Hatice Adalar Yazılan: [Link gösterimi ziyaretçilere kapalıdır. Giriş Yap ya da Kayıt Ol] Türkiye, dışa bağımlılık noktasında her geçen gün biraz daha ilerleme kaydederken Başbakan Erdoğan, siyaseten ve ekonomik olarak bağımlı olduğu güçlere (güya) gövde gösterisi yapmıştır.

Bu konuyla ilgili bir gruba mail göndermiştim, madem yeri gelmiş buraya da eklemek istiyorum.

Ekmeğimizin bile İsrail'e bağımlı olduğunu söylemiştim. Anlatmak istediğim şey ekmeğin içindeki maddeler değildi, bu da önemli bir konu ama bahsettiğim konu değildi.

Burada dikkat çekmek istediğim şey buğdayın bile İsrail'den geldiğiydi. Hibrit tohum alarak İsrail'e bağlı olduğumuz ve artık ülkemizde kendi buğdayımızı ve diğer gıdalarımızı üretemeyecek oluşumuz idi. Zirai işlerden anlamam, aramızda belki daha iyi anlatabilecek olanlar vardır, bildiğim kadarı ile "hibrit" tohum tek seferlik ekilen ve her ekim için yurtdışından bilmem kaç bin liralarla ithal edilen bir tohumdur. Eskiden çifçilerimiz buğdayın bir kısmını tohumluk olarak ayrılıp yeniden ekilirmiş ama artık hibrit ekildiği için ve hibrit denilen bu tohum çeşidi de genetiği bozulmuş yapay bir tohum olduğu için her ekim için yeniden satın alınması gerekiyor.

Türkiye sadece savunma sanayinde değil, buğdayında, domatesinde bile İsraile bağlanmış durumda, bunu anlatmak istemiştim. İsrail tohum vermese aç kalacak durumdayız. Size 2008 dahil olmak üzere netten bulabildiğim rakamları veriyorum.


-------------
Türkiye, 2007 yılında İsrail ile ticaret yapan ve İsrail’in en çok ihracat yaptığı ülkeler arasında ilk 10’a giren tek Müslüman ülke oldu. İsrail İhracat ve Uluslararası İşbirliği Enstitüsü verilerine göre Türkiye, 2007 yılında yeniden İsrail’in en çok ihracat yaptığı 10 ülke listesine girdi. Enstitünün rakamlarına göre İsrail geçen yıl Türkiye’ye 1.2 milyar dolarlık mal sattı. Buna göre İsrail’in geçen yıl Türkiye’ye yönelik ihracatı yüzde 49 artırarak 1.2 milyar dolara çıktığı ve Türkiye’nin yeniden İsrail’in en büyük 10 ihracat pazarı listesine girdiğine dikkat çekildi.

Öte yandan gen teknolojisinde oldukça ileri olan İsrail’den kaçak yollarla Türkiye’ye sokulan genetik yapısı bozulmuş tohumların Türk tarımını tehdit ettiği belirtiliyor. Geçtiğimiz Aralık ayında Atatürk Havalimanı'nda bir İsrailli, piyasa değeri 100 bin YTL olan 3 kilogram domates tohumu ile yakalanmıştı. Hibrit (genetik yapısı değiştirilmiş) tohumlarının, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın izni ile yalnızca ABD, Hollanda, Fransa ve İsrail’den kurallar dâhilinde ithal edilebiliyor. Türkiye genetik yapısı ile oynanmış tohum ithali için yıllık yaklaşık 100 milyon dolar para harcıyor.

[Link gösterimi ziyaretçilere kapalıdır. Giriş Yap ya da Kayıt Ol]

------------

Her yıl yeni tohum gerekiyor
Türkiye bu konuda yeterince araştırma yapmadığı için hibrit tohumların yüzde 90'ını ithal ediyor. Hibrit ürünlerin tohumları verimsiz olduğu için her yıl yeni tohum alınması gerekiyor. Hibrit tohumlama alanında dış ülkelere bağımlı olan Türkiye, geçen 3 yıl zarfında 100 milyon doların üzerinde hibrit tohum ithal etti.
2002 yılında 6 milyon dolar hibrit tohum ithal edilirken, bu oran 2004 yılında 45 milyon dolara yükseldi.


Tohum stratejik silah olacak


GDO'su değiştirilen ürünlerin genetiği bunu üreten ülkenin elinde olacak. Bu ülkeler, bu ürünlerin zayıf noktalarını çok iyi bilecek. Bir kriz anında bu ürünleri üreten ülkeler, küçük bir kimyasal ilaçla, bütün bir ürünün yok olması sağlayabilecek. GDO'lu ürünlerin patentini elinde tutan ülke ve firmalar, bu stratejik silahın da sahibi olacak. [Link gösterimi ziyaretçilere kapalıdır. Giriş Yap ya da Kayıt Ol]

----------

Türkiye ileri laboratuvar teknolojileriyle tohum üreten ABD, İsrail, Fransa, Hollanda gibi ülkelerden her yıl ortalama 80 milyon dolarlık hibrit tohum ithal ediyor. Kopyalanamadığı için 'kısır tohum' olarak da tanımlanan ve başta domates olmak üzere çok sayıda sebzede kullanılan hibrit tohumun yüzde 90'ı ithalatla karşılanıyor. [Link gösterimi ziyaretçilere kapalıdır. Giriş Yap ya da Kayıt Ol]

------------------

Durum bu kadar vahimken bizlerin tek yaptığı bir kaç gün duyarlılık gösterip, slogan atmaktır. Başbakan bile şikayet ediyor. Oysaki yukarıdaki bilgilere bakarsak 2007 yılında İsrail'e bağımlılığımız, başbakanın iktidarında tavan yapmış, yüzde 50'ye varmış! Ve Gazze olayları yaşanırken İsrail ile 141 milyon dolarlık bir antlaşma imzaladığını duyduk. Bırakalım elimizi kolumuzu kaptırmayı, artık İsrail'in arka bahçesiyiz. Biz içerde siyasi mücadeleler yaparken, İsrail her yandan kuşatıyor bizi. Bizimle işi bitinceye kadar mühlet verecek elbet, sonra tıpkı Irak gibi dürülecek hesap Panel3( Biz İsrail ile bu kadar bağlıysak, göbeğimizi kesemiyorsak, her geçen yıl daha fazla sıkışıyorsa mengenenin kolları, hava atmanın, caka satmanın anlamı nedir? Sözüm ona efelenmek ne işe yarıyor? İcraat nedir? Vatandaşın görevi doğru icracıyı seçmek, seçilen icracının görevi de sorumluluğunu yerine getirmek değil midir?

12.02.2009 22:42
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
simeranya Çevrimiçi
Süper Moderatör
******
Süper Moderatör


Üye Bilgileri
Mesajlar: 529
Katılma Tarihi:Jul 2006
Rep Puanı: 67
Mesaj: #3
RE: ORTADOĞU BARIŞI VE DONKİŞOT HAMLELER
İlgilenenler için duyuralım. Bu yazı [Link gösterimi ziyaretçilere kapalıdır. Giriş Yap ya da Kayıt Ol]'te yorumlanıyor.






[Resim: mnazmgifler01nc7.gif]
[Link gösterimi ziyaretçilere kapalıdır. Giriş Yap ya da Kayıt Ol]
(Bu Mesaj 31.07.2009 16:31 değiştirilmiştir. Değiştiren : simeranya.)
31.07.2009 16:28
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum Atla:


İletişim | |.::: Mnazim.Com :::.| | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafifleştirilmiş Sürüm | RSS Beslemesi