Mnazim.com

Orjinalini görmek için tıklayınız: Evet mi, hayır mı? (Ya da dolaylı hayır; boykot mu?)
şu anda (Arşiv) modunu görüntülemektesiniz. Orijinal sürümü göster.
Sayfa: 1 2 3 4
EVET Mİ, HAYIR MI?

Anayasa değişiklikleri sırasında yaşananlar yorum gerektirmeyecek kadar açıktı. Bir yandan Kemalist/ırkçı blok, diğer taraftan kaynağını “Türk-İslam Sentezi”nden alan, bazen Türkçü yanı bazen dinci yanı ön plana çıkan, dünyadaki değişimleri Kemalistlere göre daha iyi gören ve bu nedenle de kısmi de olsa bazı demokratik adımlar atan/atmak zorunda kalan AKP.

AKP’nin demokrasi konusundaki ürkekliği, korkaklığı, git-gelleri ve isteksizliği dikkate alındığında demokratlık sıfatını hak etmediği açıktır. Ancak buna rağmen Türkiye’de demokrasiye en yakın partinin AKP olduğu da bir gerçektir. AKP’nin demokrasiye görece yakınlığı düşünsel mirasından değil, diğer partilerin demokrasiye çok çok uzak olmalarından kaynaklanıyor…

Yorum/yorumlamak, bir olayın/durumun tüm açıklığıyla görülmediği, bilinmediği durumlarda devreye girer. Yani eldeki sınırlı veriden yola çıkarak görülmeyen, henüz açıklığa kavuşmayan yönler hakkında fikir yürütmek ve bütüncül bir görüş ortaya çıkarmaktır yorum/yorumlamak…

Evet, Anayasa değişiklikleri sırasında yaşanan tartışmalar, direkt-dolaylı ittifaklar o kadar açıktı ki hiçbir yoruma gerek bırakmadı. Kemalist kurumların/statükonun korunması için her şeyini ortaya koyan CHP, MHP, DSP’den oluşan ırkçı/Kemalist ittifak ve onların yanında yer almakta sakınca görmeyen Kürd Kemalist BDP/PKK.

PKK, kendi tabanından gelebilecek tepkiyi dizginlemek ve hâlâ Kürdler adına mücadele ettiğine bazı insanları inandırmaya/kandırmaya devam etmek için, referandumda hayır deme cesareti gösteremiyor. Bu nedenle de Kemalist blok ile var olan derin ittifakını “boykot”, “sandığa gitmeme” yoluna başvurarak sürdürecek. PKK’nin, Kemalist ırkçılarla dolaylı dayanışma amacı güden “boykot”, tavrı için ileri sürdüğü/süreceği gerekçelerin hiçbir inandırıcılığı yoktur. T.B.M.M.’de yer alan, çevre sorunları, ekolojik denge için önerilerde bulunan, biz Türkiye partisiyiz diyen ve her şeyden önemlisi de demokratikleşmeyi sloganlaştıran bir partinin, “değişiklikler Kürdlere bir kazanım sağlamıyor, bu nedenle boykot ediyoruz” söylemi inandırıcı değildir/olamaz.

Yapılan değişikliklerin yetersizliği, Kürdistan halkı açısından elle tutulur bir getirisi olmadığı doğrudur. Ancak bu yetersizlikler “sandığa gitmemenin” haklı gerekçesi olamaz.

Anayasa değişikliklerini, demokrasi kültürünü sindirmiş hiçbir insan yeterli bulamaz. Ancak bu yetersizlik, mevcut Anayasayı meşrulaştırma ve devamına katkı sağlama hakkını da kimseye vermez.

Kemalist solun, Kürd/Kürdistan başta olmak üzere tüm insani talepleri basite indirgeyerek, “sosyalizm geldiğinde zaten çözülür” söylemiyle ertelemesi ve 97 yıllık ırkçı iktidarın devamına direkt katkı sağlaması gibi, “demokratik bir anayasa ile ancak sorun çözülür”e sığınıp mevcut Anayasanın devamına hizmet etmeye çalışanların oyununa alet olmamak gerekiyor.

PKK’nin referandumdaki en büyük silahı, kendisiyle birlikte Kemalizm’e hizmet etmeyecek olan Kürdleri “AKP’li olmak” ila suçlamaktır. Tıpkı geçmişte kendisini eleştiren herkesi “hain”, “ajan” ilan etmesi gibi…

Kürd muhalefeti tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Ya PKK’nin oyununa alet olup Kemalist sisteme hizmet edecek, ya da Kemalist sistemin az da olsa çözülmesine katkı sağlayacak ve demokratik bir Anayasa'nın önünü açacak olan değişikliklere yeşil ışık yakacaktır. Referandumda evet demek, AKP’li olmayı gerektirmediği gibi, AKP’nin devletçi, anti-demokratik yönlerini de en sert şekilde eleştirmeye engel olmamalıdır. AKP’nin de sonuçta bir sistem partisi olduğu ve Kürd/Kürdistan Sorunu’nun çözüm adresi olmadığı/olamayacağı gerçeğini bildikten ve bunu dillendirdikten sonra, değişikliklere evet demekten korkmamalı.

Hem değişikliğe evet diyen, hem de AKP’ye hayır stratejisiyle hareket edecek olan Kürd muhalefeti, belki de uzun zamandan beri ilk kez ciddi bir güç ve umut olacaktır. Dahası ilk kez PKK’nin (dolayısıyla da Kemalizm’in) gölgesinden kurtulacaktır. Bu nedenle Kürd muhalefeti, hem kişi hem de kurum/yapı olarak tavrını açıkça ortaya koymalı, belirsizlikten bir an evvel kurtulmalıdır.

Özgür Bireyler Topluluğu olarak, eksikliklerine, yetersizliklerine ve AKP’nin kendisini koruma güdüsüyle hareket ederek ortaya çıkarmasına rağmen, Anayasa değişikliklerine evet denilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu değişikliklere evet demek, özel olarak 12 Eylül Faşist generallerine karşı bir duruşun, genel olarak ta Kemalist kurumlara hayır deyişin bir ifadesidir.

Özgür Bireyler Topluluğu




===>
Yetersiz bir anayasa değişikliğine bile tahammülü olmayan insanlıktan nasibini almamış derin Türkler ve derin Türkler elele vermişler ülkeyi kaosa sürüklemeye çalışıyorlar. Son günlerde yaşanan, çatışmalarda öldürülenlerin cesetlerine karşı yapılan insanlık dışı muamaleler Kürt halkını sokağa dökmek bunu başaramasalar hiç değilse hayıra yönlendirmek içindir.
Anayasaya "Evet" demek, Ak Partiyi onaylamak değildir; onlar, bankalar arasında "sadece Osmanlı Bankası" olma misali gibidir..

Onlar, "Kürd sorunu", dediklerinde "Tek millet" de dediler ve Kürt milletini yok saydılar; onlar, (yasasız da olsa) TRT Şeş'i kurduklarında, "Tek dil" de dediler ve Kürtçeyi yok saydılar. Daha bir çok haltı yediler...

Onlar, Kürtlere, hiç bir hak tanımadılar; onlarca milyon Kürdü görmeyip, Gazze'ye, Afgansitan'a, Sırbıstan'a gazel çektiler.. Onlar, ikiyüzlü davranıp bizi görmedilerse, biz onları tüm yüzleriyle görebiliyoruz...

Eğer referandumda yeni anayasaya "Evet"', diyeceksek, katliamların baş mimarı Kenan Evren ve çetesine dokunulabilsin diye "Evet" diyeceğiz. Vesayet düzeni yara alsın istiyoruz. Çünkü, yeni anayasayla Ak Partinin artık onlara dokunmayacaklarını bilerek ve bunun bilincinde olarak "Evet" diyeceğiz... Bir adım, bir adımdır, şiarıyla oyumuzu vereceğiz.

Sırf seçim barajını indirmemek bile, Ak Partinin ne kadar karanlık yüzlü olduğunu gösteriyor.. Kürtlere karşı, Ak Partinin faşist partilerden farkı, yeşil boyalı ırkçılığına besmele ile başlaması kadardır.. Özleri birdir, biçimse yanıltcı duruyor... Şu anda yaşanan ve görünen tüm ilerlemeler, ABD sayesinde ve öncelikle ABD çıkarı gözetilerek gelişiyor..
(13.07.2010 00:32)SERTAC Nickli Kullanıcıdan Alıntı: [ -> ]... Şu anda yaşanan ve görünen tüm ilerlemeler, ABD sayesinde ve öncelikle ABD çıkarı gözetilerek gelişiyor..



ABD kimin güdümünde ise esas onun ("güdenin") çıkarı düşünülüyor. Bu "güden"in amacının ne olduğu sanırım biliniyor, güdebileceği yeni bir devlet. Sonuç itibariyle bugünden farklı bir durumun ortaya çıkacağını söyleyebilmek mümkün değil.

Derinlikli saçmalamalar..
Not: Ben yapılan herşeyin ABD nin isteği doğrultusunda yapıldığına inanmıyorum. Akp kadrolarının içinde de bir şekilde zulme yoksunluklara maruz kalmış insanlar var.
"...
‘Hayır’ın demokratikleşmeye karşı çıkılması ve vesayet rejiminin savunulmasından başka bir anlamı yok. HSYK’nın oluşumuna ilişkin değişimin yargıyı yürütmenin vesayeti altına sokacağı argümanı ise tek kelimeyle gülünç. Çünkü hükümet daha önce 7 kişilik bir kurulda 2 kişiye sahipken, şimdi 22 kişiye genişleyecek olan heyette yine sadece 2 kişiye sahip olacak. Cumhurbaşkanı’nın seçeceği 4 kişiyi bahane etmek ise epeyce abes, çünkü Cumhurbaşkanı ile hükümetin aynı görüşü paylaşacaklarını, ya da aynı görüşte olsalar bile aynı yönde tercihler yapacaklarını iddia edemeyiz. Ayrıca öyle olsa bile yürütmenin toplam 22’de 6 oyu olur ki 7’de 2 oranından biraz daha zayıf bir etkiyi ifade eder. Öyleyse yürütmenin yargı üzerinde ‘vesayet’ oluşturacağı mantığının temeli ne? Görünen o ki ‘hayırcılar’ birinci sınıf savcı ve yargıçların seçeceği 10 kişiden korkuyorlar... Bunların hükümetin görüşüne yakın insanlar olacağını düşünüyorlar. Ne var ki bu kişileri seçecek olan da yargı, yürütme değil... Dolayısıyla yargı mekanizmasının da aslında yüksek yargının bakışını, anlayışını, yaklaşımını ve giderek ideolojisini paylaşmadığı kabul edilmiş oluyor.

Kısacası ‘hayırcılar’ yüksek yargının bizzat yargı üzerinde oluşturmuş olduğu vesayetin ve ideolojik temelli baskının kalkmasından tedirginler. Kendi açılarından haklılar... Çünkü Anayasa değişikliği söz konusu oligarşik denetimi büyük çapta zayıflatma potansiyeline sahip. Düşünün ki şu anki sistemde bütün yargı mensuplarının terfi ve tayinleri HSYK’dan geçiyor ve kıstas olarak da bu kişilerin açtıkları davaların veya aldıkları kararların yüksek yargı ile ne derece uyuştuğuna bakılıyor. Diğer bir deyişle yüksek yargı ile aynı ideolojik doğrultuda ‘performans’ gösterenler terfi ederken, diğerleri yerlerinde sayıyor, hatta işlerini kaybedebiliyorlar. Dolayısıyla da yargı mekanizmasının ‘alt’ düzeydeki mensupları, yüksek yargıyla ters düşmemek için sürekli gayret göstermek, kendilerini HSYK’ya beğendirmek zorunda kalıyorlar. Bunun hukuktaki karşılığı, şu anki sistemde yargı bağımsızlığının olmadığıdır... Çünkü mahkemeler kendi gerçek ve samimi kanaatlerine göre değil, yüksek yargının ideolojik tercihlerine uygun olarak davranmak durumundalar. Kısacası Anayasa değişikliği paketi yargı kurumunu yüksek yargının vesayetinden kurtaracak bir adım.

Eğer bu değişim ideolojik olarak hükümete yakın insanların HSYK içindeki sayısını arttıracaksa, bunun da bir tek anlamı var: Demek ki hükümetin görüşleri yargı içinde bile büyük oranda karşılık bulmakta, diğer bir deyişle söz konusu görüşler geniş bir temsiliyet gücü taşımaktadır. Zaten demokrasilerde bunun dışında bir durum tahayyül etmek de zordur... Çünkü hükümetler parlamentolardaki çoğunluğun içinden çıktıklarına göre, toplumun da çoğunluğunun görüşlerini yansıtmaktadırlar. Öte yandan yargı mensupları uzaydan gelmediklerine, bu toplumun parçası olduklarına göre, onların çoğunluğunun da aynı görüşlere sahip olmalarından daha doğal bir şey olamaz. Yani demokrasilerde her demokratikleşme adımı gerçekte yürütmenin değil, toplumun rejim üzerindeki etkisini arttırır ki buna ‘vesayet’ demek sadece ironi yapmak anlamına gelir, çünkü zaten demokrasinin ‘özü’ budur...

Bu tablo referandumda ‘hayır’ demenin, aslında demokrasiyi istememek olduğunu açıkça ortaya koyuyor. AKP karşıtlığı gerçekte bir kamuflaj... Bu kişiler toplumdan hazzetmiyorlar, kendilerini doğal bir elitin parçası olarak görüyor veya o elitin içine girmeye çalışıyorlar
..."


==>
"...
Bir siyasi parti nasıl 12 Eylülcü olabilir?

Bir parlamenter nasıl 12 Eylülcü olabilir?

Bunu hiçbir şekilde anlamak mümkün değil.

“Sivil siyasetten” yana olan bir parti, 12 Eylül anayasasının kısmen de olsa değişimine, gerçek bir demokrasiye ulaşmak için destek mi verir, köstek mi olur? Bizim siyasi partiler...

Darbeci generaller ve onların rejiminden kurtulmak yerine...

Muhalefet-iktidar dalaşında kimlik arıyorlar...

Zaten demokratik bir ihtiras söz konusu olsa, otuz yıl boyunca 12 Eylül rejimiyle koyun koyuna yatarlar mıydı?

***

Bir siyasetçi her ne olursa olsun 12 Eylül rejiminden kurtulma olanağını desteklemiyor ise utanmalıdır. Çünkü 12 Eylül denince karşınıza ilk çıkan satırlar şunlardır:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askeri dönem başladı.”

***

Eğer her gün Türkiye’nin çocuklarını öldüren çatışmaya karşı iseniz, gene ilk hedefiniz kısır siyasi çekişmeden rant sağlamak yerine 12 Eylül rejimi olmalıdır.

Çünkü...

12 Eylül sonrasında Kürtlerin “Dağ Türkleri” olduğu ilan edilmişti.

Genelkurmay Başkanlığı’nın bastırdığı “Beyaz Kitap”ta, aklı, vicdanı ve sağduyusu olan herkesin yüzünü kızartacak olan şu açıklama yer almıştı:

“Dağların yüksek kısımlarında, tepelerde yaz kış erimeyen karlar vardı. Güneş açınca üzerleri buzlaşan camsı parlak bir tabaka ile örtülürdü karın yüzü. Üstü sert altı yumuşak olurdu. Bu karın üstünde yürününce, ayağın bastığı yer içeriye çöker, ‘krt-kürt’ diye ses çıkarırdı. Doğulu Türkmenlere, Kürt denmesinin nedeni buydu. Bölücülerin Kürt dedikleri, yüksek yaylalarda, karlık bölgelerde yaşayan Türklerin karda yürürken ayaklarından çıkardıkları sesin adıydı aslında.”

***

“Evrensel hukuktan yana bir yargı” isteyen herkesin de ilk önceliği 12 Eylül rejimini tasfiye etmek olmalı...

Çünkü...

12 Eylül kemik yaşını büyüterek, hiçbir kanıta dayanmadan, bomboş bir hukuksal dosyayla 17 yaşındaki Erdal Eren’i asmıştı. Daha da utanılacak olanı ise... Erdal Eren’in idamına ilişkin Kenan Evren’in 3 Ekim 1984’de Muş gezisi sırasındaki konuşmada söyledikleri olmuştu:

“Şimdi ben, bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım. Bu vatan için kanını akıtan, bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim. Buna siz razı olur musunuz?”

***

Otuz yıldır 12 Eylül rejimine isyan etmeyen...

Sınırlı, kısıtlı ve ürkek bir değişiklik paketini düşman ilan eden ama derinleştirmek ve genişletmek için kılını kıpırdatmayan...

AK Parti düşmanlığı nedeniyle askeri darbeyi bile tercih eden bir zihniyet, gizli ya da açık “12 Eylülcü”dür. Bir an derin nefes alın...

Vicdanınızı dinleyin...

“Değişim siyaseti” peşinde olsanız “evet” mi dersiniz, “hayır” mı?

Yok eğer...

“Hayır” diye tutturuyorsanız, siz siyasal kısır tartışmaların fanatik bir taraftarı, açık bir AK Parti düşmanı ve gizli bir 12 Eylülcü sayılabilirsiniz.

Şayet değilseniz...

“Burada partiler ve onların siyasal çıkar kavgası mı önemli, yoksa 12 Eylül rejiminin çok ‘yetersiz’ de olsa kısmı tadilatı ve bu tadilat ertesinde gerçek bir demokrasiye doğru yol alabilme umudu mu önemli” sorusuna cevap verin. Ama hiç olmazsa kendinize karşı samimi olun cevap verirken.


..."


==>
"...
NE KADAR DEĞİŞİRSE O KADAR SEVAPTIR

Prof. Baskın Oran:

Oyum kesinlikle evet. Nedeni de, darbe anayasının tümüyle değiştirmenin imkansız olduğu bir dönemde onu ne kadar değiştirseniz sevap olmasıdır. Anayasa yargıçların devleti denetlemesine onay veriyor ama yargıçların denetlenmesine olanak vermiyor. Yargıçlar birbirlerini seçip duruyorlar ve bu sistem denetim dışı. Şimdi bir denetim mekanizması oluşacak. Ayrıca yüce divan deşikikliği, sivillerin askeri mahkemede yarglanmaması, askerlerin bazı koşullarda sivil mahkemede yargılanması, sakat ve çocuklara pozitif ayrım getirilmesini de destekliyorum. Onun için oyum kesinlikle evettir.”
"

===>
[Resim: 7SCFVhoj.jpg]

Başbakan Tayip Erdoğan 17 yaşında idam edilen Erdal Eren’in ismini anıp 12 Eylül’le hesaplaşmak için “Evet” oyu isterken Erdal Eren’in ağabeyinden “Hayır” yanıtı geldi

Kardeşi Erdal Eren’in kamu vicdanında iade-i itibar aldığını söyleyen Erkan Eren, “Samimi bulmadığım, başka amaçlarla yapıldığını düşündüğüm" bu değişikliğe “Evet” oyu vermek "Vicdanımı rahatsız eder” dedi.

İNTERNETHABER’e konuşan Erkan Eren, “Başbakan’ın sözlerini nasıl değerlendirdiği” sorusuna şu yanıtı verdi:

”Bu sözleri samimi bulmuyorum. Referandum öncesi kullanıyorlar. 12 Eylül’ü yapanların yargılanmasını isterim. Gönül isterki böyle olsun. Tek başına bu madde gelse önüme evet derim. Meclis'e de tek başına bu maddeyi getirse kimse hayır demez."


Alıntı
Gördüğüm kadarıyla ideolojik takılanlar bu referandumda hayır oyu kullanacaklar. Ağabeye sormak isterim bu değişiklikler anayasayı bir nebze olsun iyileştir miyor?

Akp karşıtlığı insanlara istediğini versen dahi ben bunu istemiyorum deyip elinin tersiyle itecek duruma getirmiş. Panel15
Ağabey'in düşüncesine saygı duyarım, çünkü onun yerinde olsaydık nasıl bir tepki vereceğimizi tahmin ile bulmaya çalışmak doğru sonucu buldurmaz.

Ancak konuyla ilgili şahsi duygularımı güzel ifade eden bir cümleyi ödünç alıyorum: "Şunca zamandır 12 eylül'de idam edilenlerle ilgili gık dememiş birinin, referandum avcılığı için ağıt yakmasını şık bulmam."

Konunun işlenişi tamamen reklam odaklıdır. İdam edilenlerin OY için bu şekilde kullanılmasından duyulan bir rahatsızlıktır söylemek istediğim. İnsan bedenleri RANT olmamalı...
Yargı sistemini değiştirmeye çalışıyorlar ki yarın ülkeye şeriat düzenini getirebilmek için önlerinde engel olmasın. Hayırcıların tek kaygısı bu, yani islamifobi. Yok Akp iktidarı sona erince Yüce divana gidecekelerini bildikleri için kendilerini kurtarmak için yargı sistemini değiştiriyorlar söylemi ise sadece kamuflaj.
Akp nin atayacağı üyeler sonsuza kadar mı orada kalacaklar..
Yargı sistemi ile ilgili olarak bu konu içinde alıntı yazılar var olduğu için tekrar alıntı yapmayacağım.

12 Eylül ülkede dinlisi dinsizi milliyetçi olanı olmanı sağcısı solcusu ile her kesimin dramını içinde barındıran bir dönemdir. Bu yüzden yok daha önce neden söz etmemiş gibi çocukca ifadeler kullanmak bana daha bi basitlik ve samimiyetsizlik geliyor. İnsanlar bütün düşüncelerini aktarmak zorunda değillerdir. Üstelik önemli olan laf değil icraattır.
Kara ittifak sesini yükseltirken...
Takvim referanduma doğru ilerlerken, siyasetçiler arasında tartışma ve atışmalar hızlanıyor ve ne tür bir koridorun içinden geçtiğimiz daha iyi ortaya çıkıyor.

Türkiye evet değil, hayır diyecekleri izliyor aslında, "evetçiler" değil, "hayırcılar" şaşırtıyor...

"Hayır" ya da "boykot" çağrısında bulunan siyasi partiler aslında dünün düşman kardeşleri, politik konumları itibariyle uzlaşması zor zihniyetler. BDP, CHP ve MHP üçlüsü müthiş görüntü oluşturuyor... Bunlara DİSK gibi köklü sendikaları da eklediğimiz de ortaya ilginç bir tablo çıkıyor.

Neden hayır cephesi oluşturuyorlar?

Anayasa değişikliklerinin yeterli olmadığını söylemek ya da göstermek için mi?

Hayır...

Hayır, çünkü bunu göstermek için değişikliklere hayır demek ya da sandığa gitmiyorum tavrı almak hiçbir şekilde siyasi ve etkili bir yol değildir. Bu paket, kabul edilmesi halinde, her şeye rağmen 12 Eylül Anayasa'sının kimi vahim hükümlerini değiştirmeyecek mi? Temel hak ve özgürlüklerde nispi genişlemeler, askeri alanda nispi daralmalar yaratmayacak mı? Değişiklikler yeterli değil, diyerek iyileştirmeye hayır demek, akıl alır bir tutum olabilir mi?

Peki, neden, siyasi iktidarın kendisini güçlendirecek hükümler içeren bir paket hazırlaması mı?

Kuvvetli bir gerekçe değil bu.

Pakette yer alan hangi hüküm AK Parti'nin ya da ileride onun yerini alacak bir siyasi iktidarın konumu güçlendirebilir? Geçici 15. Maddenin kalkması mı? Sendika ve grev hakkının genişlemesi mi? Askeri yargının görev alanının sınırlandırılması mı? Ya da kimilerinin iddia ettiği gibi, yüksek yargıdaki düzenlemeler mi? Anayasa Mahkemesi üyelerinin sayısının arttırılması, seçiciler arasına parlamentonun eklenmesi mi mevcut yapıyı daha çok iktidara yakın kılacak? HSYK'da Adalet Bakanı'nın varlığı, paket hayır oyu alırsa mı değişecek?

BDP, anayasa paketinde bazı talepleri yer almadığı için boykota hazırlanıyor... Talep etmek siyasettir. Ama tüm ülkeye yönelik iyileştirmelere hayır demek, topluluk faydasını ortak faydanın önüne almak ne zamandır demokratik nitelikli siyaset olarak tanımlanıyor?

CHP, anayasa değişikliklerini 12 Eylül Anayasa'sının devamı olarak ilan ediyor. Ama aslında iki meselesi var. Bir, AK Parti'nin her koşulda ve her şekilde karşısında yer almak. İki, ülkede yaşanan değişim sürecini frenlemek...

MHP, AK Parti'nin karşısında yer alma motivasyonu her şeyin önünde tutan bir parti görüntüsü içinde. BDP söylediğinin tam tersini söyleyerek "hayır" vermeye hazırlanıyor. İddiası AK Parti'nin ülkeyi bölünmeye götürdüğü ve yargı reformuyla devleti ele geçirmeye çalıştığı...

Özünde dar alan siyasi kavgalar üzerine kurulu bir kampanya var karşımızda...

Peki, anlamı ne ve ne olmalı referandumun?

Aslında şu: Referandum halkı, AK Parti'nin ve Başbakan'ın iddia ettiği 12 Eylül Anayasası'nın ruhunu değiştirmeye değil, kısmı olarak elden geçirmeye davet ediyor. Temel hak ve özgürlükler düzeninde, devlet şemasının yapılanmasında demokrasi istikametindeki iyileştirmelere işaret ediyor.

Bu iyileştirmelerden yana mıyız, değil miyiz, soru bu.

Seçmen buna yanıt verecek...

Nitekim referandum içindeki farklı hükümler bloklar halinde ayrı ayrı oylansaydı, bugün karşı karşıya kaldığımız kutuplaşma doğmazdı. Siyasi partiler maddelere göre "evet" ve "hayır" çağrılarını ayrı ayrı yapmak zorunda kalır, çoklu ve değişken bir ittifaklar düzeni doğar, seçmen daha çok öne çıkardı.

Bu anlam öne çıkardı.

Olmadı...

Bugünkü koşullarda nasıl bir anlam kazandı referandum?

Bu anlam Yargıtay, HYSK ve YARSAV başkanlarının Anayasa Mahkemesi'nin kararına verdiği tepkide gizlidir.

Değişimi durdurmak ya da tersten bakarsak sürdürmek...

O zaman kamuoyu Türkiye'deki değişim süreci hakkındaki kanaatini belirtecektir, en azından verdiği kararın sonucu bu istikamette olacaktır.

Evet, değişimi onaylayan devam etmesini isteyenlerin oyu olacaktır, hayır ise değişim sürecine çeşitli nedenlere karşı çıkan aktörlerin ittifakını ifade edecektir...

Durum bu...


(Ali BAYRAMOğLU; Yeni Şafak; 22 Temmuz 2010 )
Evetçiler de Hayırcılar da rol yapıyor, kimse gerçekleri açık açık söylemiyor...

Bu da beni sinirlendiriyor, hııııı [Resim: s048.gif] nerde benim oklavam Panel2))))
Neymiş gerçekler sen söylede kamuoyu öğrensin..Panel19
Nazlı Ilıcak geçenlerde "Anayasa değişikliği darbeye hayır gibi takdim ediliyor AKP tarafından.Doğrudan bir irtibatı yok Diğerleri farkında,hayır diyor" demişti.

Yani Akp, evet için olayı olduğundan farklı gösteren bir kampanya yürütüyor. Şu anda sanki Evet demek darbeye karşı çıkmak, Hayır demek ise darbe tarafında olmak gibi lanse ediliyor.

Benim şahsi görüşüm maddelerin toplu paket olarak değil ayrı ayrı gelmesi. Bu durumda sonuç çok daha farklı olur ve bir çok Hayırcı bazı maddelere Evet derken, bir çok Evetci de bazı maddelere Hayır diyecektir.

Bu haliyle gönül rahatlığıyla EVET ya da HAYIR demek mümkün görünmüyor.
Sayfa: 1 2 3 4
Referans URL