Mnazim.com

Orjinalini görmek için tıklayınız: Ne yapardınız?
şu anda (Arşiv) modunu görüntülemektesiniz. Orijinal sürümü göster.
"Ne yapardınız?..." kararı siz verin. Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok.
Yine de okuyun. Sorum şu: Ayni kararı siz verir miydiniz?
***

Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul icin bağıs toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: 'Dışardaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa herşeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması
gereken şeyler nerede?'

Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.

Baba devam etti. 'Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'

Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:

Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler.
Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?'
Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.
Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla birşey
beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra 'Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.

Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay'e gelmişti.

Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.

Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.

Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına
kolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.

Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı.
Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, 'Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!' Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaskınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.

Herkes bağırmaya devam etti, 'İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş' Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı ... takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.

Herkes bağırıyordu, 'Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay'

Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, 'Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!'

Shay üçüncüye gelirken diğer takımdakı çocuklar ve seyirciler ayağa
kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, 'Shay, hepsini koş! Hepsini koş!' Shay
hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.

'O gün', dedi babası, gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek,
'iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar'.

Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.

***

Bilgin bir adam bir zamanlar demişki:
Her toplum, kendilerinden daha az şanslı olanlara nasıl davrandığıyla değerlendirilir.
İnsanlara yapılabilecek en büyük zararlardan birisi de "acımaktır"

Güzel bir hikayeydi, sağol Vaha, sabah sabah hayata çatık kaşlarla başlarken iyi geldi Panel2)

bencede çok güzel bir hikayeydi, eline sağlık vaha, özlemişiz böyle hikayeleri çok duygulandım...
buna acımak değilde, motive demek, daha iyi olur, bir özürlününde motive edildikten sonra neler yapabileceğini gösteren bir hikaye..
Sizlerin de gözlerine sağlık.: ))

Bu öyküde hissettiğim duygu merhametti. Merhamet yazıp tıklayınca açtığım ilk sayfada karşıma aşağıdaki tanımlama çıktı ve bana uygun olduğu için başka bir deyişle bu tanımlamaya yandaş olduğum için eklemek istedim.


Merhamet sözlüklerde “bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma” olarak tanımlanmakta olup, neo-spiritüalist terminolojide kullanılan terimlerden dir. Neo-spiritüalist görüşe göre merhamet, insan ruhunun “Dünya Okulu”nda edinmesi gereken temel ruhsal yeteneklerden biridir. Bu görüşe göre, kişinin acınacak bir hale gelmiş, bir felakete uğramış veya benzeri hallere düşmüş, ıstırap çeken bir insana acıyarak, o insanın çektiği ıstırabı kendi yüreğinde hissetmesi, ıstırabını paylaşması kişiye, onun başına gelen olaydan ıstırap çekerek edindiği deneyimi -aynı olayı yaşamasına gerek kalmaksızın- edinme olanağı sağlayabilir.

Merhamet yeteneğini Bedri Ruhselman özetle şöyle açıklar:

# Istırap çeken bir insanın ıstırabına katılıyorsanız, o ıstırap çeken insan kadar siz de o ıstıraba neden olan deneyimleri geçirmişçesine, kısa yollardan deneyim sahibi olursunuz. Hatta, yine tebliğlerden anladığımıza göre, yalnız çevremizde yaşayanların değil, tarihte büyük idealler uğrunda, büyük fedakarlıklar göstermiş ve bu yüzden de büyük ıstıraplardan geçmiş insanların yaşamlarını incelerken, onların bu ıstıraplarına katılmak ve onların büyük gayeleri uğrunda güçlükleri nasıl yenmiş olduklarını takdir etmek de, bu hususta gösterilen samimi duyguların derinliği oranında, insanı yükseltir ve deneyim sahibi kılmaktadır.
# “Asıl ruh kudreti, başkalarının acıları karşısında etkilenip üzülmemek, başkalarının aleyhinde seyreden olaylara karşı koyma zahmetinden kurtulmak için kılını kıpırdatmamak değil, başkalarının kurtuluşu uğruna kendi aleyhinde seyreden olaylar karşısında zerre kadar kıpırdamamak ve onlara zevkle göğüs germek, dayanabilmektir.”
# “Başkasına acımayan insan, her şeyden önce, kendisine acınacak biçaredir. Acımayan insan, sevemez. Acımayan insan, fedakar olamaz. Acımayan insan, yararlı olamaz. Acımayan insan, duygulanamaz, içlenemez. Duygulanamayan, içlenemeyen insan, güzelliği bilmez, sanattan anlamaz.”

===>
Merhamet etmek anlamında acımak farklı bir şeydir, bir de engellilere gösterilen acıma halleri başka bir şeydir. Vaha, herhalde benim acımakla ilgili cümleme karşıt fikirleri google abin sayesinde bulduğunu düşünmüş olabilirsin ama kastettiğim manadaki acımanın merhamet etmek olmadığını da izah etmem gerekiyormuş demek ki...

Eklediğin yazıda engellinin dışlanması ve ona karşı gösterilen bir "acıma" görmedim ben, aksine onu hayata katan ve canlandıran bir yazıydı. "Vah vah, çocuk nasıl koşacak, tüühh oynamayı da beceremezki şimdi yere düşecek, ahh canım yazık valla, nasıl üzüldüm bilemezsin Allah kimsenin başına vermesin" vs gibi acıma ifadeleri değil, aksine çocuğu koşmaya, oyuna katılmaya teşvik eden, yüreklendiren satırlar vardı.

Baba ne diyor:
'Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'

Söylemek istediğim nokta burasıydı ve acımak derken de niyetim bunu ifade etmekti. Ne yazık ki çevremizde bu tür insanlar gördüğümüzde sadece acıma duygusu ile ahlanıp vahlanıyoruz. Halbuki karşımızdaki kişi de bir insandır ve kendine göre yapabildiği, yaşadığı bir hayatı vardır.

Mesela bu konuda uzman Çetin Özbey diyor ki:
"Onlara acımak insani bir durumdur; fakat bu acıma hissini onlara yansıtmamak ve belli etmemek gerekir. Bu acıma hissi, onların yaşam koşullarının düzeltilmesi yönünde eyleme dönüştürülmelidir."
Ben, senin öyküyü yanlış anladığını düşünmemiştim zaten.Panel15

Sen, ilk mesajında acıma kelimesini kullanınca aklıma iki şey gelmişti:

*İlk olarak; 2. sınıf öğrencisi bir çocuğun lafı … Bu öyküde oyunculardan biri o olsa idi acaba onların davrandığı gibi davranır mıydı Panel13 diye düşünmüştüm.
Onunla kağıt üzerinde oyun oynarken; "Acıma, acınacak duruma düşersin." demişti bana. Hırslı bir yapısı var ve bu yapı onu şefkatten uzaklaştırıp bencilliğe doğru sürüklüyor gibi algılamıştım.

*İkinci olarak; hepimizin bildiği bir öykü … Bu öyküde kozasından zorlukla çıkmaya çalışan kelebeği gören adamın, acıma ya da merhamet duygusundan dolayı kelebeğe yardım etmesi sonucunda kelebeğin kanatlarının gelişmesini engellediği dolayısıyla uçmasını imkansız hale getirdiğini okumuştum.

Bunları düşününce nette merhamet için neler yazıyor diye baktım sadece..Panel6
Dozunu şeklini ayarlayamadığımız herşeyin zararı olduğu gibi dozunu şeklini iyi ayarlayamadığımız merhametin de zararı vardır.
Referans URL